28 Mayısa kadar iktidarı değiştirmekten söz edenler, şimdi başka şeyleri değiştirme peşindeler. Değişim söylemlerinden en fazla nasibini alan da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu. Sözcü TV başta olmak üzere bazı muhalif bilinen kanallarda da tarafsız olduklarını iddia eden bazıları anında tezvirata başladılar. CHP kurmaylarından gündemde olmak isteyenler de bunların dolmuşuna gelip altı, boş sözlerle değişim borazanı çalmaya başladılar. Bazıları makam doluyken adaylıklarını bile ilan ettiler. Peki, Kılıçdaroğlu gitse yerine başkası gelse ne değişecek? Değişimin şahıslarda değil, zihniyette olması gerekir. Zihniyet değişmedikçe kimi getirirseniz getirin CHP yine CHP’dir ve bu kafayla %25 etrafında dolanır durur.

Değişim goygoycuları şunu iyi bilmelidirler ki; CHP hep statükocu olagelmiştir. Bazen düzen değişmeli falan gibi sözlerle aksini söyleseler de hep müesses nizamdan, vesayetten yana olmuşlardır. Türkiye’de değişim hep merkez sağ partilerce getirilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra en büyük değişim ise kuşkusuz 14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidarın kansız, darbesiz, hilesiz, entrikasız değişimidir. Tabi hakkını teslim etmek gerekir ki; bunda İsmet Paşanın demokrasiyi Türkiye’nin yararına görüşü ve sonucu kabullenici rolü de vardır. İsmet Paşa Atatürk’e rağmen Serbest Fırka üzerinde yerel seçimlerde uyguladığı baskı ve yıldırma politikaları ile 1946 seçimlerindeki seçim hileleri ve baskıları 1950’de yapmamış demokrasinin gereğini yerine getirmiştir.

Değişimden söz edince Merhum Menderes ve Süleyman Demirel’in ekonomi politikaları ve ülke kalkınması alanında sağladıkları büyük ilerleme, değişim ve dönüşüm ile millet egemenliğinin iktidarı belirleyici güç olma yolundaki adımları da çok önemlidir. Merhum Özal’ın kendisinin transformasyon adını verdiği dönüşüm ve Türk lirasının konvertibl hale getirilmesindeki attığı adım da önemli bir değişimdir. CHP’nin ise Atatürk gibi bir devrimciden sonra getirdiği hiçbir olumlu değişim yoktur.

CHP’de statükocu kimliğinden sıyrılıp, yenilikçi, değişimci kimliğe adım atılmak istendiği elbette olmuştur. Nispeten başarılı da olmuştur ama sürdürülebilir olamamıştır. Bunun ilki İsmet Paşaya rağmen genel sekreterliği alan, parti meclisine hakim olan ve bunun üzerine partiden ve milletvekilliğinden istifa eden İsmet İnönü’den sonra genel başkan olan Ecevit iledir. İsmet Paşa gibi tarihi kişiliği olan genel başkanı devirmek kolay iş değildir. Ecevit CHP’nin 6 okunda yer aldığı halde tamamen DP ve AP’ye bırakılan halkçılık ilkesine yeniden sahip çıkmıştır. CHP’yi köylülere sevdirmeye başlamış, 1946’dan sonra ilk kez %42 oya ulaştırarak birinci parti yapmıştır. Ancak, o günün şartlarında ekonomideki başarısızlığı, anarşik olayları önlemekteki aczi ve giderek sertleşen üslubu nedeniyle 79 ara seçimlerinde bu desteğini kaybetmiş ve başbakanlıktan istifa etmiştir.

Diğer bir değişimci genel başkan ise kim ne derse desin Kemal Kılıçdaroğlu’dur. O, CHP’nin statükocu çizgisini terk etmesi için uğraşmış, kutuplaşmanın sona erdirilmesi için eteğindeki taşları dökmüş, merhum Demirel’e akıl danışmış, Menderes’in anıt mezarına birkaç kez gitmiş, “27 Mayıs hataydı” diyebilmiş ve partisinin geçmişteki hatalarıyla yüzleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Kılıçdaroğlu’nun bu olgun tavrı ve değişimci yönü ona %48 oy kazandırmıştır.

Ne yazık ki, seçim biter bitmez bir yerlerden düğmeye basılmış gibi Kılıçdaroğlu gitsin diye yaygara koparılmaya başlandı. Sanki bütün suç Kılıçdaroğlu’nun? Sanki o çok değer verdikleri örgütlerinin hiç suçu yok? Biz sahadaydık gördük örgütlerini, tel, tel dökülüyorlardı. Kendi taraftarlarını meydanlara toplayıp kendin çal kendin oyna misali, kendi kendilerine nutuk atıyorlardı. Esnaf ziyaretlerinde kendi partililerinin ellerini sıktırıyor, AKP, MHP’lileri es geçiyorlardı. Yahu! Onlardan oy almayacak mısın, onlardan oy çalamazsan CHP ve ortakların oyu yetecek mi? O örgüt değil miydi geçen seçimde genel başkana baskı yapıp İlhan kesici yerine Muharrem İnce’yi aday gösterttiren. Ne oldu? Bu seçimi sabote edenlerin başında İnce gelmiyor muydu? Burnu kaf dağında parti yöneticilerinin, halka dokunmasını bilmeyen milletvekili adaylarının, il ilçe başkanlarının hiç mi kusuru yok? 74 yaşında adam olağan üstü çaba sarf edip günde 4, 5 saat uykuyla meydan, meydan, TV, TV gezerken siz kaç köye gittiniz? Bakınız, Muğla milletvekili Selçuk Özdağ, Muğla’da DP’nin çok güçlü ve işi bilen teşkilatı olduğunu, bütün dağ köylerini onlarla gezdiğini ve AKP’den çok miktarda oy kopardıklarını ve onlar olmasa kazanamayacak olduğunu söylüyor. Doğrudur, Mehmet Aslantuğ ve diğer marjinaller CHP’den 40 bin dolayında oy kopardılar, eksiği kim tamamladı? Özdağ ve DP’liler. Siz ise Kılıçdaroğlu’nu günah keçisi ilan edip diğer partiler oy vermedi diyerek kendi kusurlarınızı örtbas etmeye çalışıyorsunuz.

Evet CHP’de değişim şarttır, ama kılıçdaroğlu değil zihniyet değişimi şarttır. Hala 1950 öncesinin, jakoben, otoriter, milleti hor gören, köylüyü kasketli, poturu yamalı diye aşağılayan sivil, asker dayatmacı bürokratlarının, seçkinci, mütegallibeci siyaset anlayışına geri dönmek isteyenlerin değişmesi gerekir. Kemalist sol adını verdikleri ne olduğu bilinmeyen Atatürk’ün ideal ve hedefleriyle hiç örtüşmeyen burnu kaf dağındaki sözde siyasetçiler değişmelidir.

Kemal Kılıçdaroğlu partimizin geçmişiyle yüzleşmeliyiz derken sadece 27 Mayıstan söz etmiyordu. Hüseyin Cahit Yalçın’ın kışkırtması, Orhan Birgit, İlhan Selçuk gibi CHP gençlik örgütü mensuplarının önderliğindeki 1948 Tan Matbaası baskınından söz ediyordu. Talancılar, vandallar dururken gazetenin sahipleri Sabiha ve Zekeriya Sertel kardeşlerin tutuklanmalarından, Nazım Hikmetin hapsedilmesinden, Sabahattin Ali’nin Bulgar sınırında söylenenlere göre bir garibana devlet eliyle öldürtülmesinden söz ediyordu.

Bütün bunları saklayanlar, gizleyenler, üstünü örtenler, Marshall yardımını, ABD’ne verilen tavizleri, köy enstitülerinin işlevlerinin sonlandırılmasını, imam hatip okullarının açılmasını Menderes hükümetlerine yüklemeye yeltenen, din ve vicdan hürriyetlerinin teminatı olan laikliği dindarlara karşı kullanan bu zevat mı değiştirecek CHP’yi? Bu kafayla giderlerse değil %25’i, %15’i bulurlarsa onlar için başarıdır.

Sahi Kılıçdaroğlu giderse ne değişecek? CHP bunlara mı kalacak? CHP’nin istikbaldeki başarısı bu kafaları değiştirmekten geçer. Kılıçdaroğlu zaten zamanı geldiğinde kendi gider, önemli olan bu zihniyetteki siyaset fukaralarını değiştirmektir. Sadece CHP’de değil, sözüm ona muhalif kanallardaki zihniyet de değişmelidir.

Türkiye’nin geleceği gerçek sosyal demokrat bir CHP ile güçlü bir demokrat merkez sağ partinin rekabet içinde işbirliğindedir. Ancak, CHP’liler jakobenliği unutup sosyal demokrat olmak için önce demokrat olmak gerektiğini sakın unutmasınlar.

Hepinize hayırlı bayramlar diliyorum. Kalın sağlıcakla…