Önceki yazımda 1960-80 arası dönemi gençliği içindeki milliyetçilik hareketleri üzerindeki araştırmadan söz etmiş bu vesile ile Adalet Partisinin ve gençlik kollarının milliyetçilik anlayışına değinmiştim.

Geçtiğimiz hafta içinde AP’nin gençlik hareketinin İstanbul ayağındaki iki güzide insanı toprağa verdik. Birbirlerine halef, selef olan İstanbul İl gençlik kolları başkanları, Erhan Otsal ve Hasan Özkan.

Erhan Otsal ile Hamdi Üçpınarlar’ın Genel Başkanlığında Genel İdare Kurulunda birlikte çalışmıştık. Hasan Özkan’ın il başkanlığı döneminde de Türkiye’de yapılan en büyük miting olan “Bayrağa Saygı” mitinginin organizesinde AP Gençlik kolları genel merkezi olarak bilfiil görev üstlenmiş, tarihin en büyük mitingini kimsenin burnu kanamadan gerçekleştirmiştik. 41 milyonluk Türkiye ve 4,5 milyonluk İstanbul’da Taksim meydanında 2 milyona yakın insan toplandı. Bu mitingden sonra, Türkiye nüfusunun 2’ye, İstanbul nüfusunun ise 3’e katlanmış olmasına rağmen ne Yenikapı’da, ne Maltepe’de ne de Saraçhane’de bu sayıya ulaşan olmadı. Bu mitingden bir yıl sonra milletvekili ara seçimi ve kısmi senato seçiminde Cumhuriyetçi, demokrat, darbeci zihniyete ilgi duymayan, ırkçı, ayırımcı, şoven olmayan gerçek Türk milliyetçilerinin adresinin Adalet Partisi olduğu da tescillendi. AP %54.6 oy alırken adında milliyetçi sözcüğü olan parti sadece %5 de kaldı, 6 okunda milliyetçilik ilkesi bulunan kurucu parti CHP ise %29 da kaldı. Zaten bir daha da milletvekili seçimlerinde bu oranı göremedi.

Bu iki eski dostun kaybı geçmişteki anıları depreştirdi. Taziyede bulunanlar, eski anıları okumaktan mutlu olduklarını ve devam etmemi istediler. Bugünün gençleri de o günkü abilerinin yaşadıklarını duymak, öğrenmek, ortalığın kan gölüne döndüğü günlerdeki şiddete eğilim göstermeden nasıl ayakta kaldıklarını ve mücadele azmimizi merak ettiklerini söylediler. Bugün ben de hem gençlere ışık tutmak hem de abilerine nostalji yaşatmak için bunları yazmaya karar verdim.

Sene 1979 Bursa Senatörü merhum Barlas Küntay basın ve propagandadan sorumlu AP Genel Başkan Yardımcısı. Jülide Gülizar da TRT de kıdemli spikerlerden ve gençler konuşuyor isimli bir program yapıyor. Bir gün iki eski dost bir resim sergisi açılışında karşılaşıyor. Barlas bey gazetecilik günlerindeki dostluklarına dayanarak merhum Gülizar’a sitem ediyor. Programında sadece solcuların her fraksiyonundan, CHP’li ve nadiren de ülkücü gençlere yer verdiğini 500 binden fazla genç üyeye sahip AP gençlik kollarının görmezden gelindiğini söylüyor. Jülide Gülizar mahcup oluyor ve başkanı gönderin konuşalım diyor. Merhum Küntay döner dönmez derhal beni yanına çağırıyor ve derhal Jülide Gülizar’ın yanına gitmemi ve programa çıkacağımı söylüyor. Tabi ben hem şaşırıyorum ve hem de tedirgin oluyorum. Zira Maocusundan, Lenincisine, Doktorcusuna, acilcisine, THKO,THKPC, DEV-GENÇ, DEV-SOL, DEV-YOL, PDA ve Apocusuna kadar ve daha nice adını bile bilmediğim silahlı örgütlerin karargahı konumunda olan ODTÜ’de öğrenciyim. Böyle bir programa çıktığımda mermilerin hedefi olacağımı düşünerek tereddütlerimi ilettim. O da Bilgili, kültürlü, ağzı laf yapan, sempatik bir üniversite öğrencisi bulmamı istedi.

Ertesi günü Genel Sekreterim Nurhan Tekinel’i alıp Barlas Abinin yanına indik. Nurhan Hacettepe’de okuyordu ve kampüse polis kordonu eşliğinde iki ayrı gurup halinde gidiyorlarmış ve iki gurup birbirlerine hiç yaklaştırılmıyormuş. Sakıncası yok deyince hemen gittik Barlas abinin yanına. Kısa bir sohbetten sonra hemen Gülizar’ı aradı randevulaştık ve yanına gittik. Programın konsepti, akışı, sorulacak soruların niteliği ve merak ettiğimiz diğer konuları konuştuk, hoş bir sohbet oldu.

Hemen eve geldik, annemin nefis poğaça ve kurabiyeleri eşliğinde çalışmalara başladık. Bir yıl önce Avrupa Demokrat Öğrencileri birliğinin Strazburg’da Avrupa Konseyi gençlik merkezinde düzenlediği “propaganda ve halkla ilişkiler” seminerinde öğrendiklerimi uygulamaya çalışıyordum. Tabi orada konuşmalarımızı videoya kaydediyor, sonra da geri sarıp nerede ne hata yaptık onları izliyor ve düzeltiyorduk. O devirde Türkiye’de video nedir bilmiyorduk. Kız kardeşimin kasetli teybiyle idare ediyorduk. Ben moderatör oluyor, sorular soruyor, Nurhan cevaplıyor ve kayda alıyorduk. Sonra geri sarıp hataları buluyor ve düzeltilmesini sağlıyorduk. Barlas abiden de diksiyon, konuşmadaki vurgu yerleri ve cevaplamak istenmeyen soruların nasıl atlatılacağı konularında da tavsiyeler almıştık.

Sonuç son derece başarılıydı. Önce makyaj sonra hafif bir heyecan yatıştırma seansı ve sonra motor… Nurhan tam da çalıştığımız gibi her şeyi mükemmel tamamladı. Şaşırtmalı sorulara bile kusursuz cevaplar verdi. Jülide Gülizar’dan da tam not aldı. Jülide hanım AP gençlik kollarında bu kadar başarılı ve yetkin gençler olduğunu tahmin etmezdim diyerek takdirlerini iletti. Biz elimize silahı alıp sokaklarda belki kendimizi ötekiler gibi tanıtmadık ama emperyal güçlerin tezgâhına da gelmedik. Elimize mikrofonu alıp bulduğumuz her platformda milleti hem heyecana getirdik hem de doğru yol gösterdik. Sokağa değil sandığa hakim olmayı yeğledik. Nurhan da ilk kez Trabzon İl gençlik kolları kongresinde eline aldığı mikrofonu bir daha bırakmadı. Bizi ancak darbeler engelleyebildi ama o da yetmedi, Büyük Türkiye Partisi ve Doğru Yol Partisi kuruluşlarında ön saflarda hep AP Gençlik kolları okulundan yetişenler vardı. DYP’yi mahzenden iktidara taşıyanlar da onlardı. İçimizden, milletvekili, bakanlar, çıktı. Nurhan da onlardan biri oldu. Neyazık ki merhum Demirel’den sonra gelenler DYP’yi ayakta tutan omurganın ve kitlelerin dünün AP gençlik kolları olduğunun farkına varamadılar. Bugün binde 2’lerde geziyorlarsa aslında bunun sebebi tam da budur.

Yeni nesil sorgulamıyor, davaya, ilkelere, merkez sağ siyaset anlayışının önceliklerine, değerlerine, milletin değerlerine olmazsa olmaz dediğimiz temel hak ve özgürlükler ile demokrasinin en temel niteliklerine değil kendilerine uzatılan değneğin sapına yapışıyorlar, altlarına sürülen koltuğa sahiplenmeyi değerlerine tercih ediyorlar. Kendilerinin Ahrarlardan geldiklerine inanıp demokrat olduklarını sananlar bile sorgulamıyor karşı oldukları biatçılığı bile kendi zaviyelerinde kabullenip değerlerine değil şahıslara biat ediyorlar.

Merhum liderimiz Demirel’in sıkça kullandığı bir söz vardır: “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner”.

Gün gelmiştir…

Geçen hafta sahadan iki eksildik, cennette iki çoğaldık. Saha boşalmadan davaya sahip çıkıp, özümüze dönmeliyiz. Herkes elini taşın altına koymalıdır. Anlaşılmıştır ki merkez sağ olmadan Türkiye düze çıkmaz. Onun içindir ki, kimse heveslenmesin Türkiye’de birinci parti kararsızlardır. Onların da kimler olduğu bellidir.

Kalın sağlıcakla…