Sabah serinliğinde “hava yine kapatacak galiba” diyorduk.

Daha dün montlarla geziyorduk.

Sabah serinliğinde “hava yine kapatacak galiba” diyorduk.

Sonra bir sabah uyandık…

Güneş yakıyor.

Bir anda yaz geldi.

Mevsimler artık geçiş yapmıyor sanki.

Kıştan bahara, bahardan yaza yumuşak bir geçiş yok.

Bir gün üşüyoruz, ertesi gün klimayı açıyoruz.

Doğa bile acele ediyor artık.

Eskiden baharın bir tadı vardı.

Ilık rüzgârlar, hafif serin akşamlar, yavaş yavaş ısınan günler…

Şimdi o ara mevsimler sanki kayboluyor.

Yağmur bitiyor, birden bunaltıcı sıcaklar başlıyor.

Manisa gibi sıcaklığı çabuk hisseden şehirlerde bu değişim daha da belirgin.

Öğle saatlerinde sokaklar boşalıyor, insanlar gölge arıyor.

Daha Mayıs bitmeden Temmuz havası yaşanıyor.

Ani sıcaklık değişimleri sadece insanı değil, tarımı da etkiliyor.

Manisa Ovası’nda üzüm bağları, zeytinlikler ve ekili alanlar bu hızlı geçişlerden doğrudan etkileniyor.

Toprak ne zaman dinleneceğini, ne zaman su isteyeceğini şaşırıyor.

Bir yanda geçtiğimiz haftaların yoğun yağmuru, diğer yanda aniden bastıran sıcaklar…

Çiftçi için hava artık daha öngörülemez.

Eskiden yaz denince akla akşam serinliği gelirdi.

Damda uyuyanlar, balkon sohbetleri, gece esen hafif rüzgâr…

Şimdi sıcaklık gece bile peşimizi bırakmıyor.

Betonun içinde sıkışan şehirler daha da bunaltıcı hâle geliyor.

İnsan yazı seviyor ama

artık biraz da korkuyor.

Çünkü sıcaklık sadece mevsim değil,

aynı zamanda bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.

Herkes farkında aslında.

“Eskiden böyle değildi” cümlesini daha sık duyuyoruz.

Yağmurlar sertleşiyor, sıcaklıklar artıyor, mevsimler düzensizleşiyor.

İklim değişikliği artık uzak bir tartışma değil.

Tam içindeyiz.

Ve doğa bize sürekli bir şey anlatmaya çalışıyor.

Bir anda yaz geldi.

Dolaplardan ince kıyafetler çıktı, klimalar çalıştı, gölgeler değer kazandı.

Ama mesele sadece sıcak hava değil.

Mesele, alıştığımız düzenin değişmesi.

Belki de artık mevsimleri değil,

mevsimlerin bizi nasıl değiştirdiğini konuşacağız.