Bugün dört kişilik bir ailenin yalnızca karnını doyurabilmesi için gereken rakam 32 bin lirayı aşmış durumda.

Bazen uzun uzun anlatmaya gerek kalmaz.

Sadece rakamlar yeter.

Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı: 32 bin 793 TL.

Yoksulluk sınırı: 106 bin 817 TL.

Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti: 42 bin 585 TL.

Şimdi durup düşünelim…

Bu ülkede kaç kişi bu rakamların üzerinde bir gelirle yaşıyor?

Asıl mesele burada başlıyor.

Açlık sınırı denilen şey, aslında sadece mutfak masrafı.

Yani kira yok, fatura yok, ulaşım yok, eğitim yok.

Sadece yemek.

Bugün dört kişilik bir ailenin yalnızca karnını doyurabilmesi için gereken rakam 32 bin lirayı aşmış durumda.

Bu şu demek:

Birçok insan daha hayatın diğer ihtiyaçlarına geçmeden sınırı geçmiş oluyor.

106 bin TL…

Bu rakam artık birçok kişi için bir hedef bile değil.

Bu, bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gereken toplam gelir.

Yani kira ödenecek, çocuk okutulacak, sağlık giderleri karşılanacak, sosyal hayata biraz olsun yer kalacak…

Ama gerçek hayatta tablo farklı.

İnsanlar bu rakamın çok altında yaşamaya çalışıyor.

Yaşamaya çalışıyor…

Çünkü yaşamakla geçinmek artık aynı şey değil.

Verilere bakınca en çarpıcı noktalardan biri şu:

Artış hâlâ sürüyor.

Sebze fiyatları yükseliyor.

Tavuk eti artıyor.

Bakliyat zamlanıyor.

Makarna ve un bile yukarı yönlü hareket ediyor.

Bazı ürünlerde düşüş var belki ama genel tablo değişmiyor.

Çünkü mutfak bir bütündür.

Bir kalemde düşüş olsa bile diğerleri telafi ediyor.

Sonuç aynı:

Market arabası dolmuyor, fiş kabarıyor.

“Yüzde 1,32 arttı”,

“Yıllık yüzde 38,86 oldu”…

Bunlar kulağa teknik geliyor.

Ama aslında her biri günlük hayatın içinden.

Bir annenin pazarda fileyi yarım doldurması,

bir babanın kasada ürün eksiltmesi,

bir gencin dışarı çıkmaktan vazgeçmesi…

İşte enflasyon budur.

Belki de en tehlikeli nokta şu:

Artık bu rakamlar kimseyi şaşırtmıyor.

Herkes kendi içinde hesap yapıyor,

kendi yöntemini buluyor,

kendi hayatını daraltıyor.

Ama bu bir çözüm değil.

Bu sadece uyum sağlamak.

Rakamlar ortada.

Açlık sınırı ayrı bir yerde, maaşlar ayrı bir yerde.

Bu tablo, sadece ekonomik değil;

aynı zamanda sosyal bir mesele.

İnsanlar artık plan yapmıyor,

sadece ayı tamamlamaya çalışıyor.

Ve her geçen gün aynı soru daha yüksek sesle soruluyor:

Bu bir yaşam mı, yoksa sadece dayanmak mı?