Şehrin sokakları doldu, meydanlar renklendi, saçılan mesir macunları havada umut gibi savruldu.

Bir gelenek daha tamamlandı.

Şehrin sokakları doldu, meydanlar renklendi, saçılan mesir macunları havada umut gibi savruldu.

Manisa, yine günlerce konuştu, gezdi, izledi…

Ve şimdi, o kalabalıklar dağıldı.

Mesir Festivali geride kaldı.

Ama geriye sadece görüntüler mi kaldı?

Festival günlerinde şehir başka olur.

Daha hareketli, daha canlı, daha kalabalık…

İnsanlar sokaklara çıkar, esnafın yüzü güler, şehir nefes alır.

Ama festival biter bitmez, o kalabalık bir anda çekilir.

Geriye tanıdık bir sessizlik kalır.

Her yıl aynı döngü.

Kısa bir coşku, uzun bir durgunluk.

Mesir Festivali bir etkinlikten çok daha fazlası.

Yüzyılların geleneği, bu şehrin kimliği.

Ama kendimize sormamız gereken bir soru var:

Biz bu geleneği gerçekten yaşıyor muyuz,

yoksa sadece izliyor muyuz?

Festival birkaç gün sürüyor ama

o ruh yılın geri kalanında ne kadar devam ediyor?

Bu tür organizasyonlar sadece kültürel değil, ekonomik olarak da önemli.

Oteller doluyor, esnaf hareketleniyor, şehir dışından gelenlerle birlikte bir canlılık oluşuyor.

Ama mesele şu:

Bu hareketliliği birkaç güne sıkıştırmak yerine

nasıl kalıcı hâle getirebiliriz?

Festival bitince şehir de duruyorsa,

burada düşünülmesi gereken bir şey var demektir.

Mesir Festivali her yıl hatırlanan bir gelenek.

Ama aynı zamanda değerlendirilmesi gereken bir fırsat.

Turizm, tanıtım, şehir kültürü…

Hepsi bu organizasyonun içinde.

Önemli olan sadece yapmak değil,

nasıl daha iyi yapılabileceğini konuşmak.

Mesir Festivali’ni geride bıraktık.

Güzel anılar kaldı, fotoğraflar kaldı, kalabalıklar geçti.

Ama asıl mesele şimdi başlıyor.

Bu şehre ne kattı?

Bize ne bıraktı?

Eğer sadece birkaç gün konuşulup unutuluyorsa,

bir şeyler eksik demektir.

Çünkü bazı değerler,

sadece yaşandığı günlerde değil,

yılın her anında hissedildiğinde anlam kazanır.