Türkiye son yıllarda ilginç bir ekonomik alışkanlık edindi.
Ne zaman bir sorun büyüse, çözmek yerine biraz daha ileriye bırakıyoruz.
Borç mu birikti?
Yapılandır.
Ödeme mi zorlaştı?
Taksitlendir.
Taksit mi ağır geldi?
Vadeyi uzat.
Böyle böyle zaman kazanıyoruz.
Ama insanın aklına şu soru geliyor:
Kazandığımız gerçekten zaman mı, yoksa kaybettiğimiz geleceğimiz mi?
Çünkü bir ülkede ekonomik başarı, insanların borçlarını daha rahat ödeyebilmesiyle ölçülür. Borçlarını daha uzun sürede ödemesiyle değil.
**
Bugün sokakta karşılaştığınız esnafa sorun.
Çoğu kârını konuşmuyor.
Ay sonunu konuşuyor.
Sanayiciye sorun.
Yeni yatırım planlarını değil, maliyetleri anlatıyor.
Çalışana sorun.
Maaşına gelen zammı değil, o zammın kaç haftada eridiğini söylüyor.
Ekonominin nabzı bazen açıklanan verilerde değil, insanların kurduğu bu cümlelerde atar.
Çünkü vatandaşın ekonomisiyle tabloların ekonomisi her zaman aynı şey değildir.
Son yıllarda sık sık “destek paketi”, “kampanya”, “yeni kredi imkânı”, “ödeme kolaylığı” gibi ifadeler duyuyoruz.
Dikkat edin…
Bu kavramların hepsi nefes aldırıyor.
Ama hiçbiri kalıcı olarak ayağa kaldırmıyor.
Ağırlaşan yükü taşımayı kolaylaştırıyorlar belki ama yükü hafifletmiyorlar.
Oysa insanların beklentisi çok basit.
Daha fazla kredi değil.
Daha fazla kazanç.
Daha uzun vade değil.
Daha güçlü alım gücü.
Daha fazla kampanya değil.
Daha fazla güven.
Çünkü ekonomik güven kaybolduğunda insanlar harcamaktan çekinir, yatırımcı risk almaktan kaçınır, üretici önünü göremez.
**
Ekonomiler bazen rakam eksikliğinden değil, güven eksikliğinden yavaşlar.
Bugün asıl konuşmamız gereken de bu.
İnsanlar neden sürekli yeni ödeme planlarına ihtiyaç duyuyor?
Neden her birkaç ayda bir yeni bir yapılandırma beklentisi oluşuyor?
Neden borçlar kapanmıyor da sadece şekil değiştiriyor?
Belki de cevap rakamlardan daha basit.
Çünkü gelir ile gider arasındaki makas açıldığında insanlar yaşamlarını değil, ödemelerini yönetmeye başlıyor.
İşte tehlikeli olan nokta da bu.
Bir toplum geçimini planlamak yerine borcunu planlamaya başladığında ekonomik sıkıntı artık istatistik olmaktan çıkar.
Hayatın kendisine dönüşür.
Ve hiçbir toplum sonsuza kadar ertelenmiş umutlarla yaşayamaz.