Bir şeyi fark ettiniz mi? Artık hiçbir şeye uzun süre şaşıramıyoruz.

Sabah bir haber görüyoruz, "Bu kadar da olmaz" diyoruz. Öğlene doğru başka bir olay yaşanıyor, akşama kadar ilkini unutmuş oluyoruz. Ertesi gün ise bambaşka bir gündem... Sanki hayat, bize her gün yeni bir "normal" tanımı yapıyor.

Eskiden bir olay günlerce konuşulurdu. Şimdi ise saatler içinde eskiyor. Çünkü her şey çok hızlı tüketiliyor; haberler de, duygular da, tepkiler de...

En üzücü tarafı ise buna alışıyor olmamız.

**

Bir trafik kazası, bir yangın, bir şiddet olayı ya da ekonomik bir sıkıntı... İlk duyduğumuzda içimiz burkuluyor ama birkaç saat sonra başka bir başlığa geçiyoruz. Çünkü önümüze yenisi geliyor. Zihnimiz, sürekli akan gündeme yetişmeye çalışırken yaşananların ağırlığını taşıyamıyor.

Belki de bu yüzden eskisi kadar sevinemiyor, eskisi kadar üzülemiyoruz.

Oysa her haberin arkasında gerçek insanlar var. Bir annenin gözyaşı, bir babanın çaresizliği, bir çocuğun yarım kalan hayali... Gazete sayfalarında ya da telefon ekranlarında gördüğümüz her satır, birilerinin hayatının en zor günü aslında.

**

Bazen düşünüyorum da...

Belki de en çok ihtiyacımız olan şey biraz durmak.

Okuduğumuz haberi gerçekten anlamaya çalışmak. Bir başkasının yaşadığı acıyı sadece birkaç saniyeliğine değil, gerçekten hissedebilmek.

Çünkü insanı insan yapan sadece konuşabilmesi ya da düşünebilmesi değil; hissedebilmesidir.

Şaşırmayı, üzülmeyi, sevinmeyi kaybettiğimiz gün, belki de en büyük kaybımızı yaşamış olacağız.

Gündem elbette değişecek. Haberler yazılacak, yenileri gelecek. Ama umarım vicdanımız hiçbir zaman "eski haber" olmaz.

Çünkü bizi ayakta tutan şey, hâlâ bir başkasının derdine "Bana ne?" demeden bakabiliyor olmamızdır.