Bu çağın en çok kullandığı kelimelerden biri “başarı”. Çocuklara küçük yaşta soruluyor: “Büyüyünce ne olacaksın?” Gençlere: “Ne kadar kazanıyorsun?” Yetişkinlere ise: “Nereye geldin?” Sanki hayat, sürekli bir yarış pistinde koşmaktan ibaretmiş gibi…

Oysa insan bazen durup şunu sormalı: Gerçekten başarılı olmak ne demek?

Daha büyük bir ev mi? Daha pahalı bir telefon mu? Kartvizitte daha gösterişli bir unvan mı? Bunların hiçbiri kötü değil elbette.

Emek verip kazanılan her şey kıymetlidir. Ama mesele şu: Bütün bunlara sahip olup da huzurlu olmayan ne çok insan var.

Sabah işe giderken yüzü asık insanlar görüyoruz. Akşam eve dönerken yorgunluktan konuşacak hâli kalmayanlar… Gün boyu çalışan ama sevdiklerine vakit ayıramayanlar… Dışarıdan bakıldığında “başarılı” görünen pek çok kişinin içinde büyük bir eksiklik taşıdığına şahit oluyoruz.

Belki de başarıyı yanlış yerde arıyoruz.

Bence başarı; gece başını yastığa koyduğunda içinin rahat olmasıdır. Anne babanı aramayı unutmamaktır.

Dostunun zor gününde yanında durabilmektir. Çocuğun sen eve geldiğinde sevinçle koşuyorsa, eşin seninle konuşmak için fırsat kolluyorsa, birkaç gerçek dostun hâlâ seni içtenlikle arıyorsa… İşte orada başarıdan söz edebiliriz.

Hayatın en değerli şeyleri banka hesabında görünmez. Güvenin bir fiyatı yoktur. Samimiyet satın alınmaz. İnsan, kendini değerli hissettiren ilişkiler kurabildiği ölçüde zengindir.

Toplum olarak birbirimize sürekli daha fazlasını hedeflemeyi öğretiyoruz ama elimizdekilerin kıymetini bilmeyi pek öğretmiyoruz. Oysa bazen en büyük başarı, sahip olduklarını kaybetmeden yaşayabilmektir.

Belki bugün kendimize yeni bir soru sormalıyız: “Ben gerçekten neyin peşinden koşuyorum?” Eğer cevap sadece daha fazlaysa, bir yerde yorulmamız kaçınılmazdır.

Ama cevap huzur, sağlık, sevgi ve anlam ise; o zaman hayatın temposu ne kadar hızlı olursa olsun yolumuzu kaybetmeyiz.