Hayatın en tuhaf tarafı belki de bu… Ne kadar plan yaparsak yapalım, yarının bize ne getireceğini hiçbir zaman tam olarak bilemiyoruz.

Bugün çok önemli sandığımız bir şey, birkaç ay sonra anlamını yitirebiliyor. Hiç tanımadığımız bir insan hayatımızın en önemli parçası hâline gelebiliyor. Gitmeyi hiç düşünmediğimiz bir şehir, yıllar sonra en güzel hatıralarımızın adresi olabiliyor.
Bazen de tam tersi…
Her şey yolunda giderken hayat bir anda önümüze hiç beklemediğimiz bir sınav çıkarabiliyor.
İşte hayat biraz da bundan ibaret.
Bilmediğimiz bir yarına doğru yürümek.
İnsan plan yapmayı seviyor.
Gelecek ay ne yapacağını, gelecek yıl nerede olacağını, birkaç yıl sonra neleri başaracağını düşünüyor.
Bunda yanlış bir şey yok elbette.
Plan yapmak hayatı düzene sokuyor, insana hedef veriyor.
Ama bazen planlarımızın bizi yönettiğini unutuyoruz.
“Her şey böyle olacak” diye düşünüyoruz.
Sonra hayat çıkıp küçük bir dokunuşla bütün planı değiştirebiliyor.
İşte o zaman anlıyoruz ki hayatın kendi planı, bizimkinden biraz daha güçlü.
Hayatımıza giren herkesin gelişini önceden bilmiyoruz.
Bir arkadaş…
Bir komşu…
Bir çalışma arkadaşı…
Tesadüfen tanıştığımız biri…
Bazen sıradan bir karşılaşma, yıllar sürecek bir dostluğun başlangıcı oluyor.
Bazen de hayatımıza kısa süreliğine giren bir insan, bize uzun yıllar unutamayacağımız bir ders bırakıyor.
Demek ki hayatın bazı güzel hikâyeleri planlanarak başlamıyor.
Bazıları sadece yaşanıyor.
Hayatın bize getirdikleri kadar götürdükleri de var.
Bir iş bitiyor.
Bir dostluk sona eriyor.
Bir şehirden ayrılıyoruz.
Bir hayalimiz gerçekleşmiyor.
O anda bunun neden başımıza geldiğini anlamıyoruz.
Hatta bazen kendimize haksızlık edip “Ben neden bunları yaşıyorum?” diye soruyoruz.
Ama zaman geçiyor.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda bazı kayıpların aslında yeni başlangıçlara yer açtığını fark ediyoruz.
Belki de hayatın bazı cevapları hemen vermemesinin bir sebebi var.
Çünkü bazı şeyleri anlamak için zamana ihtiyacımız oluyor.
Eğer yarın başımıza gelecek her şeyi bilseydik, hayat nasıl olurdu?
Kiminle tanışacağımızı…
Hangi işi yapacağımızı…
Nereye taşınacağımızı…
Hangi hayallerimizin gerçekleşeceğini…
Kimlerin hayatımızdan çıkacağını…
Her şeyi önceden bilseydik belki de şaşırmazdık.
Heyecanlanmazdık.
Merak etmezdik.
Hayatın sürprizleri de zaten burada başlıyor.
Bazen hiç beklemediğimiz bir telefon güzel bir haber getiriyor.
Bazen ansızın başlayan bir yolculuk unutulmaz bir anıya dönüşüyor.
Bazen de tek bir karar, insanın bütün hayatının yönünü değiştiriyor.
Her şeyi kontrol etmeye çalışmak insanı yoruyor.
Elimizden geleni yapmak başka, her sonucu kontrol etmeye çalışmak başka.
Bazı şeyler bizim elimizde.
Nasıl davranacağımız…
Nasıl bir insan olacağımız…
Zorluklar karşısında nasıl duracağımız…
Ama hayatın karşımıza ne çıkaracağını seçemiyoruz.
Belki de yapmamız gereken, elimizden geleni yaptıktan sonra biraz da hayatın akışına güvenmek.
Çünkü önümüzde ne olduğunu bilmiyoruz.
Ama bu, mutlaka kötü bir şey olduğu anlamına gelmiyor.
Belki henüz bilmediğimiz güzel bir şey bizi bekliyor.
Hayatın ne getireceği bilinmiyor.
Bazen bir kapı açılıyor, bazen hiç beklemediğimiz bir kapı kapanıyor.
Bazen yıllarca istediğimiz bir şey gerçekleşiyor, bazen de hiç istemediğimiz bir yolun sonunda kendimizi bambaşka bir yerde buluyoruz.
Bu yüzden yarını fazla korkuyla beklememek gerekiyor.
Çünkü hayatın sürprizlerini önceden bilemeyiz.
Belki bugün sıradan görünen bir gün, yarının en güzel hatırasının başlangıcıdır.
Belki de şu anda yaşadığımız bir sıkıntı, ileride dönüp baktığımızda bizi daha güçlü yapan dönüm noktası olacaktır.
Hayatın ne getireceğini bilmiyoruz.
Ama belki de güzel olan tam olarak bu.
Çünkü hâlâ umut etmek için bir sebebimiz var.
Ve bazen insanın önündeki yolu bilmemesi, o yolda güzel şeylerle karşılaşmayacağı anlamına gelmez.
Bazen hayat, en güzel hikâyeleri bize hiç beklemediğimiz anda yazdırır.