Takvimler eylülü gösterdiğinde insanın içinde tarif etmesi zor bir his oluşuyor.

Yaz daha dün başlamış gibi…

Oysa haziranı, temmuzu, ağustosu geride bıraktık bile.

Uzun günler, geç biten akşamlar, sıcak geceler, tatil planları, deniz kenarında geçirilen saatler derken bir mevsim daha sessizce kapımızı çaldı.

Eylül geldi.

Belki sonbaharın ilk ayı olması nedeniyle biraz hüzünlü bulunuyor. Belki de yazın bitişini hatırlattığı için…

Ama ben eylülü sadece bir mevsimin sonu olarak görmüyorum.

Eylül biraz da yeniden başlamak demek.

Eylül geldiğinde doğa bize önemli bir şey hatırlatıyor:

Hiçbir şey aynı kalmıyor.

Ağaçların yaprakları değişecek.

Akşamlar erkenden başlayacak.

Sabahların serinliği kendini hissettirecek.

Sokakların, parkların, kahvelerin havası bile yavaş yavaş değişecek.

Bütün bunlar aslında hayatın doğal döngüsü.

Biz ise çoğu zaman değişime direniyoruz.

Aynı insanlar, aynı düzen, aynı alışkanlıklar devam etsin istiyoruz.

Oysa doğa bile bize her yıl yeniden değişmeyi öğretiyor.

Yazın kendine has bir telaşı vardır.

Bir yerlere gitmek isteriz.

Gezeriz.

Dolaşırız.

Gece geç saatlere kadar otururuz.

Günler uzun olduğu için sanki zaman hiç bitmeyecekmiş gibi davranırız.

Eylül ise insana biraz “dur” der.

Akşam serinliğinde bir çay içmek…

Pencereyi açıp dışarıdaki havayı dinlemek…

Bir kitabın birkaç sayfasını okumak…

Uzun zamandır aramadığımız bir dostu aramak…

Belki de eylülün güzelliği burada saklıdır.

Hayatın hızını biraz azaltmasında…

Bazı aylar dışarıya bakarız.

Eylül biraz da içimize bakmamızı ister.

Geçen aylarda neler yaptık?

Neleri erteledik?

Kimleri kırdık?

Kimlerden uzaklaştık?

Hangi hayallerimizi hâlâ bekletiyoruz?

Yazın hareketliliği geride kalırken insanın zihninde de böyle sorular dolaşmaya başlıyor.

Belki de bu yüzden eylül biraz hüzünlü geliyor.

Çünkü bize kendimizi hatırlatıyor.

Sonbahar denince akla ilk olarak dökülen yapraklar geliyor.

Bir yaprak dalından ayrılıyor.

İlk bakışta bir kayıp gibi…

Ama ağaç bundan dolayı yaşamını bırakmıyor.

Yeni mevsime hazırlanıyor.

Belki bizim de zaman zaman bunu öğrenmemiz gerekiyor.

Her şeyi elimizde tutmak zorunda değiliz.

Bazı insanlar gidebilir.

Bazı alışkanlıklar değişebilir.

Bazı planlar gerçekleşmeyebilir.

Bazı hikâyeler bitebilir.

Ve bunların hepsi hayatın bir parçasıdır.

Bazen bırakmak, kaybetmek değil; yeni bir şeye yer açmaktır.

Eylül sadece yazın bittiğini söylemiyor.

Aynı zamanda yeni bir dönemin başladığını haber veriyor.

Okullar açılıyor.

Yeni planlar yapılıyor.

İnsanlar işlerine, rutinlerine dönüyor.

Şehirler yeniden hareketleniyor.

Hayat, kaldığı yerden devam ediyor.

Belki de bize gereken tam olarak bu.

Bir dönemin bitmesini kabullenip yeni döneme umutla bakabilmek.

Eylül geldi.

Yazın sıcaklığını geride bırakırken sonbaharın serinliğine doğru yürüyoruz.

Belki önümüzde yağmurlu günler olacak.

Belki rüzgâr esecek.

Belki yapraklar dökülecek.

Ama hayat devam edecek.

Ve biz de devam edeceğiz.

Bu yüzden eylülü bir veda olarak değil, yeni bir başlangıcın ilk cümlesi olarak görelim.

Çünkü bazı mevsimler sadece havayı değiştirmez.

İnsanın içindeki bazı şeyleri de değiştirir.

Hoş geldin eylül…

Bize biraz serinlik, biraz huzur, biraz da yeniden başlama cesareti getir.