Bir öğretmen olarak eğitimi sadece okul binalarına, sabah ziliyle başlayıp akşam ziliyle biten ders saatlerine veya sınav sonuçlarına sıkıştırmanın eksik bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.
Çocuk; matematiği sınıfta öğrense bile adaleti parktaki salıncak sırasını beklerken ve başkasının hakkına saygı duyarken, paylaşmayı bahçede beslenmesini bölüşürken, empatiyi oyun sırasında arkadaşının gözünde yakaladığı bir bakışta, kısaca bir topluluğa ait olma duygusunu ve birçok sosyal becerisini okulla sokak arasında kurduğu o canlı bağda deneyimler.
İşte bu yüzden okul, tek başına izole bir ada değildir; içinde bulunduğu mahalleyle, yerel yönetimle ve toplumla birlikte nefes alıp veren canlı bir organizmadır.
Şehzadeler Belediyesi’nin mahallelerimizde hayata geçirdiği çocuk ve genç odaklı çalışmalar, mesela çocuk ve gençlik evleri, yaz spor okulları, robotik kodlama atölyeleri bu bağın sahada nasıl kurulduğunun somut ve kıymetli örneklerini oluşturuyor. Örneğin, tarihi bir dokunun içinde özenle hayata geçirilen Spil Çocuk Evi, 3-6 yaş arasındaki çocuklarımıza ve anne-babalarına okul öncesi dönemde sıcak bir yuva sunarak eğitimde fırsat eşitliğini doğrudan destekliyor. Diğer taraftan Kuşlubahçe Mahallesi’nde gördüğümüz çocuk oyun alanları, parklar ve mahalle ölçekli sosyal etkinlikler (“Minik Eller, Büyük Hayaller” var hatırladığım); çocuklarımızın okul dışındaki zamanlarını ekran başında değil de kendi mahallesinde gerçek hayatla sosyalleşerek geçirmesine imkân tanıyor.
Bunun dışında ben okulların kocaman fiziki binalarının ders saatleri dışında sessizliğe gömülmesini, tam anlamıyla değerlendirilemeyen önemli bir yatırım ve fırsat kaybı olarak görüyorum. Ders saatleri sona erdiğinde o derslikler, bahçeler ve salonlar; velilerin de bir araya geldiği, eğitim aldığı, sanatsal ya da sosyal aktivitelerle nefes aldığı bütüncül birer yaşam merkezine dönüştürülebilir. Akşam saatlerinde veliler için düzenlenecek okuma kulüpleri, atölyeler, seminerler, aile eğitimleri veya spor etkinlikleri; sadece anne babaların kişisel gelişimini desteklemekle kalmaz, okul ile aile arasındaki mesafeli duvarları da tamamen yıkar. Okulunun kapısından sadece çocuğunun notunu sormak için değil de, kendi gelişimine katkı sunmak için giren bir veli, eğitim sürecinin edilgen bir izleyicisi olmaktan çıkıp aktif bir paydaşı haline gelir. Böyle bir yaklaşım, okulu mahallenin kalbi yaparken; aile, okul ve toplum arasında kırılması güç, güven dolu bir bağ inşa etmiş olur.
Eğitim kurumlarının yerel imkânlarla ve belediye hizmetleriyle yukarıda örneklerini verdiğim şekillerde desteklenmesi, sadece okullarımızın üzerindeki yükü hafifletmekle kalmaz; aynı zamanda çocuklarımızın ve velilerimizin yaşadığı yeri ve mahalleyi severek sahiplenmesini sağlar. Spil’deki bir çocuk evinden Kuşlubahçe’deki bir oyun parkına kadar uzanan her olumlu dokunuş ve yatırım, yarın sokaklarımızda yürüyecek güvenli, duyarlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak bize geri dönecektir.
Unutmayalım ki, bir kenti geleceğe taşımak ve gerçek anlamda büyütmek, her şeyden önce onun çocuklarını ve ailelerini doğru bir anlayışla büyütmekle, eğitmekle başlar.
Pınar Sibel SOLMAZ Rehber Öğretmen