Velilerle yaptığımız görüşmelerde en çok gelen konulardan biridir ekran krizleri.

Çoğu velim aynı şeyi söylüyor.

“Telefonu verince melek, alınca bambaşka biri oluyor.”

“Lütfeennn.bir dakika daha…”lar, “Hayır, kapatmayacağım!”lar… Arkasından gelen ağlama, bağırma, kapıyı çarpma vs.

Hepsi tanıdık değil mi? Birçok aile için ekran süresi bittiğinde yaşanan sahneler neredeyse aynı. Peki, gerçekten sorun dijital araçlar ve internet mi yoksa verilen bu tepkilerin altında başka sebepler var mı?

Bu yazıda bunlara değineceğim.

Telefon ve tablet kullanımı sırasında çocukların beyninde dopamin adı verilen kimyasal salgılanır. Dopamin “iyi hissetme” ve “ödül” duygusuyla ilişkilidir. Oyunlar ve anlık başarı hissi, hızlı geçişler, renkli, harketli görseller beynin ödül merkezini sürekli uyarır. Ekran bir anda kapatıldığında beyin, bu uyarımı kaybeder ve ani bir kopuş yaşar. İşte yaşadığımız kriz çoğu zaman bu ani kesintinin bir sonucudur.

Yüksek ve keyifli bir uyarandan, ödev, yemek, uyku gibi düşük bir uyarana geçiş çoğu zaman daha zordur. Bazen yaşanan kriz telefonu ya da (daha kapsamlı olsun ekranı diyelim) ekranı bırakmak değil, bu geçişe karşı yaşanan dirençtir.

Tabii bütün şuçu telefona yüklemek olmaz. Anne babaların da bazen önemini farketmedikleri hataları oluyor. Örneğin sınırın geç konulması gibi. Eğer süre baştan net konulmuyor veya ekran süresi daha sonra pazarlıkla uzatılabiliniyorsa, çocuk her seferinde sınırı zorlamayı öğreniyor. Sürede yaşanan bu belirsizlik, çocuk ve ebeveyn arasındaki çatışmayı önemli ölçüde arttırıyor.

Öyleyse ne yapılabilir?

İlk olarak süreyi en baştan belirleyin. Örneğin; “Sadece 20 dakika oynayabilirisin!”

Süre bitmeden beş dakika önce mutlaka hatırlatma yapın. “Son beş dakikan!”

Telefonu elinden aniden çekmek yerine kendisinin kapatmasına izin verin.Bu kontrolün kendisinde olduğu hissini arttıracaktır.

Bağırma, tepinme, kriz anında uzun açıklama yapmadan, kesin, net cümlelerle sakin ve sınırı koruyarak konuşun.

Burada ekran sonrası geçişi kolaylaştıracak bir alternatif sunmak da önemlidir. Mesela “kapatınca birlikte mutfağa gidip meyve keselim.” ya da “istersen şimdi legoları çıkarabiliriz.” gibi çocukta kayıp hissi oluşturmak yerine beyinin sonraki etkinliğe odaklanmasını sağlamakta, kriz anlarında yatıştırıcı etki olur. Ya da dopamini doğal yolla dengeleyici, hareket içeren geçişler yaptırılabilinir. ”Hadi, 10 zıplama yap,yanıma gel!” gibi küçük, fiziksel hareketler veya “Telefonu kapat- camı aç-3 derin nefes al-şimdi bir bardak su iç” gibi basit ritüellerle sinir sistemi sakinleştirilebilinir.

Özetle; Ekran sonrası geçişlerde amacımız dikkati dağıtmak değil, enerji seviyesini kademeli olarak düşürmektir. Yüksek dopaminden bir anda “ödevini yap”a geçilmez. Sınır koymak çocuğa zarar vermez ama tutarsızlık zarar verir. Ekran hayatımızın bir parçası olduğuna göre, çocuğun duygusal dengesi ve dayanıklılığını net sınırlarla geliştirebileceğimizi unutmayalım.

Pınar Sibel SOLMAZ/Rehber Öğretmen