Geçtiğimiz haftalarda öğretmenlerin il içi isteğe bağlı yer değiştirme işlemleri gerçekleştirildi. Ben bu yazıyı hazırlarken il dışı atamalar henüz sonuçlanmamış olacak ama muhtemelen onda da sonuç değişmeyecek. Okullarda yaprak kıpırdamayacak gibi görünüyor.
Bu, maalesef eğitim için düşünüldüğünden çok daha olumsuz sonuçları olan bir durum.
Aynı kurumda yıllarca görev yapan öğretmenlerin, kimsenin önemsemediği ama aslında eğitimin kalitesini büyük ölçüde düşüren ”konfor alanını koruma “ gibi önemli bir problemi oluşuyor.
İnsan doğası gereği uzun süre aynı düzen içinde kaldığında kendini geliştirme ihtiyacı azalabiliyor. Çünkü rekabet yok, yenilik ihtiyacı düşük, sistem sorgulaması bitmiş. Artık okul, üretim yeri olmaktan çok ilişkiler kumpasına dönüşmüş. Ruhsuz… Derse gir-çık… derse gir-çık…
Çoookk uzun süre (10 + yıl) aynı yerde kalan bazı yapılar zamanla kurumu sahiplenmek dışında adeta iliğini kemiğini tüketiyor. Bulunduğu yere katkı sunmak yerine kök salıp, orayı kişisel konfor alanına, deyim yerindeyse babasının mülküne(!) dönüştürmeye çalışıyor.
Yıllar geçtikçe okul içi ilişkilerin profesyonelliğin önüne geçtiğini görüyoruz. Gruplaşmalar oluyor, görünmeyen ittifaklar kuruluyor, değişim ve değişik olan tehdit gibi algılanmaya başlanıyor. Yeni ve farklı olanı, basit ayak oyunları, algı operasyonları ya da küçük tuzaklarla yıldırma ve yıpratma çabaları sergileniyor ki, düzen bozulmasın, rahatlar kaçmasın.
Hepsi diyemem ama ben size bir çok yerdeki genel durumu özetleyeyim. Çoğu kurumda şöyle bir döngü var:
Aynı insanlar yıllarca aynı yerde kalıyor,
Aynı insanlar birbirini koruyor.
Ve sistem kendi içine kapanıyor.
Kendi içine kapanan yapı yeniliğe direnç gösteriyor. Bu noktadan sonra liyakat değil, ilişki ağı çalışmaya başlıyor. Kurumun enerjisi üretime-eğitime değil, “kim kimle dengesi”ne kayıyor.İlişkiler profesyonelliğin önünde. Ve bir bakmışsınız eğitim ikinci planda …
Bu durumun sakıncası sadece kurum içi dengelerle de sınırlı değil. Ayrıca genç öğretmenlerin önü de tıkanıyor.
Birçok genç ve üretken öğretmen, kendini geliştirmesine, üretmesine, enerjisini eğitime vermek istemesine rağmen merkez okullara, birikimli kurumlara veya deneyim kazanabileceği alanlara ulaşmakta zorlanıyor. Çünkü mevcut kadrolar yerlerinden yıllarca hareket etmiyor.
Aslında her tayin döneminde sahadaki pek çok eğitimcinin kafasında aynı soru döner.Kendimden de biliyorum. Gerçekten boşalan tüm kadrolar açıldı mı, yoksa sistem içinde bekletiliyor mu? Tabi tek konu bu da değil. Bu sorunun yanı sıra; emekli olanların yerine her zaman aynı ölçüde atama yapılmaması, norm düzenlemeleri, tasarruf politikaları ve bazı ihtiyaçların ücretli öğretmenlik gibi geçici çözümlerle kapatılması sistemde ciddi bir sıkışmışlık yaratıyor.
Öte yandan mesele sadece rotasyon değil, emeklilik sisteminin de yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.
Yıllarca işine emek vermiş eğitimcilerin daha huzurlu ve ekonomik açıdan daha güvenli bir emeklilik sistemine sahip olması hem insani hem de sistemsel açıdan önemli diye düşünüyorum. Çünkü birçok öğretmen ekonomik kaygılarla emekli olamıyor ve sistem içinde kalmaya devam ediyor.
Emeklilerin yaşam standartlarını koruyabilecekleri güçlü bir emeklilik modeli ve uygulanacak il içi rotasyon ile birlikte kurum içi-kurumlar arası tıkanmaların azalacağını, kuşak geçişlerinin daha sağlıklı olacağını, genç öğretmenlere daha çok alan açılacağını ve eğitim sisteminin daha dinamik ve verimli hale geleceğini düşünüyorum.
Dolayısıyla rotasyona sadece yer değiştirme meselesi olarak değil, tıkanmış sistemin nefes alması olarak bakmamız gerekiyor.
Çünkü değişim yalnız insanı değil, sistemi ve kurumları da diri tutar.
Aynı yerde yıllarca kalmak illa deneyim anlamına gelmez. Bazen sadece alışkanlık ve rutin üretir.
Ama eğitim, alışkanlığın değil, gelişimin alanı olmak zorundadır.
Bunun da altını çizerim.
Pınar Sibel SOLMAZ |Rehber Öğretmen