Bir zamanlar pahalı bulduğumuz şeylere bugün bakıp “Ne kadar ucuzmuş” diyoruz. Asıl mesele de tam olarak bu. Çünkü artık sadece fiyatların artmasına şaşırmıyoruz. Artışın kendisini kabullenmeye başladık. Markete giriyoruz. Bir ürünün fiyatına bakıyoruz, içimizden “Bu da ne kadar olmuş” diyoruz. Sonra alıp çıkıyoruz. Ertesi hafta aynı ürünü daha yüksek fiyata görünce bu kez şaşırmıyoruz.

“Zam gelmiş.”

Hepsi bu.

**

Sanki hayatımızın sıradan bir parçasıymış gibi…

Etiketler değişiyor, hayatlar değişiyor. Bugün bir ailenin market alışverişi yalnızca mutfak ihtiyacını karşılamak anlamına gelmiyor. Artık hesap yapmak demek. Hangisini alacağız? Hangisini bırakacağız?

Markaya mı bakacağız, fiyata mı?

İhtiyacımız olanı mı alacağız, bütçemizin yettiğini mi? Bir zamanlar alışveriş sepetine düşünmeden attığımız ürünleri bugün tek tek hesaplıyoruz. Ve bunu o kadar uzun zamandır yapıyoruz ki, artık hesap yapmak hayatımızın doğal bir parçasına dönüştü.

Belki de en tehlikeli tarafı bu.

“Eskiden böyle değildi” cümlesi.

**

Son yıllarda en sık duyduğumuz cümlelerden biri:

“Eskiden bu paraya ne alıyorduk…” Evet. Eskiden alıyorduk. Ama mesele yalnızca daha fazla ürün alabilmek değil. İnsanların geleceğe dair plan yapabilmesiydi. Bir maaş geldiğinde ay sonunu hesaplamakla birlikte yarını da düşünebilmekti.

Tatile çıkabilmekti. Çocuğuna istediği bir şeyi alabilmekti. Bir kenara para koyabilmekti. Küçük bir hayal kurabilmekti. Şimdi ise birçok insanın en büyük hedefi ay sonunu borçsuz kapatmak.

**

Bu üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir mesele.

Belki de kendimize sık sık hatırlatmamız gereken şey şu: Bir şeye alışmak, onun normal olduğu anlamına gelmez. Sürekli zam görmek normal değildir.

Her ay bütçeyi yeniden yapmak normal değildir.

Çalıştığı halde geçinememek normal değildir.

Bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli kısmak zorunda kalması normal değildir.

**

Ve en önemlisi…İnsanların hayal kurmayı bırakması hiç normal değildir. Çünkü bir toplumun ekonomik durumunu yalnızca rakamlarla ölçemezsiniz.

İnsanların yüzüne bakın. Çocukların isteklerine bakın. Emeklilerin pazar arabalarına bakın. Gençlerin gelecek planlarına bakın. Esnafın kepenk açarken yaptığı hesaba bakın.

Orada çok daha gerçek bir tablo göreceksiniz.

**

Bugün belki hepimiz daha az harcıyoruz. Daha çok hesap yapıyoruz. Daha fazla erteliyoruz. Daha az alıyoruz. Ama en kötüsü, bütün bunlara yavaş yavaş alışıyoruz. Benim asıl korktuğum da bu.

Çünkü fiyatların yükselmesinden daha tehlikeli olan şey, hayat standardımızın düşmesini kanıksamamızdır. Bir gün dönüp baktığımızda “Biz ne zaman bu kadar azıyla yetinmeye başladık?” diye sormamak için, bugün olup bitene biraz daha fazla itiraz etmek gerekiyor.

Çünkü geçinmek bir lüks değil.

İnsanca yaşamak ise hiç değil!