23 Nisan’ı her yıl aynı heyecanla karşılıyoruz. Okullar süsleniyor, çocuklar günler öncesinden şiir ezberliyor, kostümler hazırlanıyor, bayraklar asılıyor.
Bir anda şehirler biraz daha renkli, biraz daha neşeli hale geliyor. İnsanın içi ısınıyor. Çünkü çocuk sesi varsa, orada umut da vardır.
Ama sonra o kalabalık dağılıyor. Törenler bitiyor, konuşmalar sona eriyor, fotoğraflar çekiliyor ve hayat yeniden kendi akışına dönüyor.
İşte tam o noktada insanın aklına takılan o basit ama ağır soru kalıyor: 23 Nisan gerçekten sadece bir gün mü?
Bu bayram aslında çok büyük bir anlam taşıyor. Bir milletin kendi iradesine sahip çıkmasının, egemenliği halka teslim etmesinin simgesi… Ve aynı zamanda dünyada eşi benzeri olmayan bir şekilde çocuklara armağan edilmiş bir gün.
Düşünün, bir ülke geleceğini çocuklara emanet ediyor ve bunu bir bayramla taçlandırıyor. Bu, kağıt üzerinde çok güçlü bir fikir. Ama hayatın içinde aynı gücü hissedebiliyor muyuz, işte orası biraz daha tartışmalı.
Çünkü çocukların gerçek dünyasına baktığımızda, o süslenmiş sınıfların dışında kalan başka bir tablo da var.
Okula aç giden çocuklar, çalışmak zorunda kalanlar, eğitimde fırsat eşitsizliğiyle büyüyenler… Bir yanda sahnede şiir okuyan, alkışlanan çocuklar; diğer yanda sesi hiç duyulmayanlar…
**
Bu yüzden 23 Nisan’ı sadece bir kutlama günü olarak görmek insanın içini tam doldurmuyor. Daha çok bir hatırlatma gibi duruyor aslında.
“Bak, çocuklar var. Ve sadece bir gün değil, her gün hatırlanmayı hak ediyorlar” diyen bir hatırlatma…
Bazen düşünüyorum; çocuklar için kurduğumuz cümlelerle, onlar için kurduğumuz hayat ne kadar örtüşüyor? Onlara “geleceğimizsiniz” diyoruz ama bugünün yükünü de onların omuzlarına bırakıyoruz.
Oysa bir çocuğun geleceği inşa edebilmesi için önce bugününün sağlam olması gerekiyor. Güvende hissetmesi, eşit fırsatlara sahip olması, oyun oynayabilmesi, hayal kurabilmesi gerekiyor.
Belki de 23 Nisan’ın en güzel tarafı, bizi her yıl yeniden aynı yere getirmesi. Bir an durup düşünmeye zorluyor: “Biz bu çocuklara nasıl bir dünya bırakıyoruz?”
Çünkü aslında bayram dediğimiz şey sadece coşku değildir. Bazen bir yüzleşmedir. Bazen eksikleri görmektir. Bazen de daha iyisini yapma sorumluluğunu hatırlamaktır.
Ve belki de en önemlisi şu: 23 Nisan’ı gerçekten anlamlı kılan şey törenler değil, çocukların hayatındaki karşılığıdır.
Eğer bir çocuk kendini değerli hissediyorsa, eşit hissediyorsa, güvendeyse…
İşte o zaman bu bayram gerçekten yerini buluyor demektir!
Yoksa geriye sadece bir gün, birkaç fotoğraf ve güzel cümleler kalıyor.