“Nerede o eski bayramlar?” diye başlıyor her sohbet…

Bir özlem, bir sitem, biraz da kabulleniş saklı içinde.

Ama belki de yıllardır yanlış sorunun peşinden gidiyoruz. Çünkü bayramlar değişmedi. Takvim aynı takvim, gün aynı gün. Değişen bir şey varsa, o da biziz.

Bir zamanlar bayram, sadece bir gün değildi. Hazırlıktı, heyecandı, bekleyişti…

Arefe gününden başlardı o telaş.

Evlerde temizlik, mutfakta tatlı telaşı, dolaplarda en güzel kıyafetlerin yeri hazırlanırdı.

Sabahın erken saatinde uyanmak, hazırlanmak, yola düşmekti.

Kapılar habersiz çalınır, içeri giren sadece misafir değil; aynı zamanda samimiyet olurdu.

Kimse kimseye ‘Müsait misin?’ diye sormazdı.

Çünkü bayramda herkes birbirine müsaitti zaten. Ziyaretler planlanmaz, hissedilirdi. Bir kahvenin, bir şekerin, bir sarılmanın hatırı vardı.

Uzun uzun oturulur, acele edilmezdi. Sohbetler yarım kalmaz, saatler nasıl geçti anlaşılmazdı.

**

Şimdi ise her şey daha farklı. Kapılar çalınmadan önce telefonlar çalıyor. Ziayretler kısa, sohbetler sınırlı, duygular ise çoğu zaman ertelenmiş gibi. ‘Yoğunum’, ‘Sonra uğrarım’ gibi cümleler bayramın yeni dili oldu sanki.

Teknoloji bizi birbirimize yaklaştırdı belki ama kalpler arasındaki mesafeyi aynı ölçüde kapatamadı.

Bugün elimizde her şey var. İletişim kolay, ulaşmak hızlı, imkanlar geniş… Ama buna rağmen eksik olan bir şey hissediliyor. Tarif etmesi zor ama yokluğu çok belirgin bir şey: samimiyet.

Oysa bayram; bir mesajla hatırlamak değil, gerçekten hatırlamaktı. Birinin kapısını çalmak, gözlerinin içine bakmak, “nasılsın?” sorusunu gerçekten merak ederek sormaktı. Bayram, zaman ayırmaktı. Hızlıca uğrayıp gitmek değil, orada kalabilmekti. Biraz yavaşlamak, biraz durmak, biraz da kalpten kalbe yol bulmaktı.

Belki de “eski bayramlar” diye özlediğimiz şey, aslında yitirilen bayramlar değil… Yitirilen, o bayramları yaşama biçimimiz. Çünkü biz, durmayı unuttuk. Beklemeyi, dinlemeyi, içtenliği…

Bu yüzden mesele bayram değil.

Mesele, insanın kendisi.

Ve belki de artık sormamız gereken tek bir soru var:

Biz ne zaman bu kadar değiştik?