Günümüz dünyasında en hızlı tüketilen şeylerden biri sabır. Her şeyin anında olmasını isteyen bir çağın içindeyiz; hızlı internet, hızlı yemek, hızlı kararlar…

Ama ne yazık ki insan ilişkileri bu hızın gerisinde kalıyor. Tam da bu noktada, unuttuğumuz bir kavram çıkıyor karşımıza: tahammül etmek.

Tahammül, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir duygu. Kimileri için zayıflık, kimileri için mecburiyet, kimileri için ise sessiz bir kabulleniş.

Oysa tahammül etmek, her şeye boyun eğmek değil; aksine, neye ne kadar katlanacağını bilmekle ilgili bir denge meselesidir. İnsan bazen susarak güçlü olur, bazen de susmayarak. Mesele, hangi durumda hangisini seçeceğini bilmektir.

Eskiden “idare etmek” diye bir tabir vardı. İnsanlar birbirini olduğu gibi kabul etmeye daha yatkındı. Kusurlar törpülenir, hatalar büyütülmezdi.

Şimdi ise en küçük farklılıklar bile tahammülsüzlüğün bahanesi haline geliyor. Bir bakıyoruz, yılların dostlukları bir cümleyle bitiyor, aile bağları küçük kırgınlıklarla kopuyor.

Oysa tahammül, ilişkilerin sigortasıdır. Herkesin iyi olduğu, herkesin kusursuz davrandığı bir dünya yok. İnsan dediğimiz varlık, hatalarıyla birlikte var.

Bu yüzden tahammül etmek, biraz da insanı olduğu gibi kabul etmektir. Ama burada ince bir çizgi var: Tahammül etmek ile katlanmak aynı şey değil.

Katlanmak, çoğu zaman insanın kendini yok saymasıdır. Sürekli susmak, sürekli geri çekilmek, sürekli fedakârlık yapmak…

Bunlar sağlıklı bir tahammül değil, aksine bir tükenmişlik halidir. Gerçek tahammül ise sınırları olan bir sabırdır. Ne zaman duracağını bilen, ne zaman konuşacağını seçebilen bir duruş.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimize biraz daha alan tanımak. Hemen yargılamadan, hemen tepki vermeden önce bir durup düşünmek.

Karşımızdakinin de bir hikâyesi olduğunu hatırlamak. Çünkü tahammül, sadece başkasına gösterilen bir anlayış değil; aynı zamanda insanın kendine verdiği bir olgunluk sınavıdır.

Sonuç olarak, tahammül etmek ne tamamen susmak ne de her şeye karşı çıkmaktır. Bu, bir denge sanatıdır.

Ve bu dengeyi kurabilenler, hem kendileriyle hem de çevreleriyle daha sağlıklı ilişkiler kurabilir.

Belki de bu yüzden, tahammül etmek artık bir meziyet değil; bir ihtiyaç haline geldi.