Bir ders olmaktan çıkıp hayatın diline dönüşen matematik
Öğrencilerin birçoğu bazen “Bu kadar matematik ne işime yarayacak?” diye çıkışırlar. Ebeveynleri matematik öğretmeni olan bir insan olarak bu soru bana hep ilginç gelmiştir. Oysaki oynadıkları oyunda hedefi tutturmaları koordinatlarla ilgilidir. Yediğimiz yemeklerin kalorileri sayıdır. Her sene aldığımız yaş, yatma saatimiz, bütçemiz sayılarla ifade edilir.
Bütün bunların yanında her gün gördüğümüz güzellikler de belli oranlara dayanır. Kokladığımız çiçeklerin yaprak dizilişlerinde, deniz kabuklarının kıvrımlarında, ağaçların dallanışında karşımıza çıkan düzenin temelinde matematik vardır. Şimşek çaktıktan sonra gök gürültüsünü duyana kadar geçen süreyi hesaplayarak fırtınanın yaklaşık ne kadar uzakta olduğunu tahmin edebiliriz. Ciğerlerimizin dayanabildiği basınç, kalbimizin atış ritmi, yürüyüş hızımız, hatta nefes alış verişimiz bile matematiksel bir düzen içinde gerçekleşir.
Bir yandan da öğrencilerin bütün bunlardan bihaber olması, hayatlarındaki matematiğin farkında olmamaları üzücü bir durumdur. Çünkü matematik çoğu zaman bir ders kitabının sayfalarına sıkışmış gibi anlatılır. Formüller ezberlenir, işlemler yapılır ve çoğu öğrenci için matematik yalnızca sınavlarda karşısına çıkan bir engel haline gelir.
Oysa matematik hayatın dışında duran bir bilgi değil, hayatın kendisini anlamamızı sağlayan bir dildir.
Belki de sorun matematiğin hayatımızda olup olmaması değildir. Sorun, onun sessizce var oluşunu fark edip etmememizdir. Çünkü matematik kendini çoğu zaman göstermez. Bir kuş sürüsünün gökyüzündeki hareketinde, bir müzik eserinin ritminde, günün geceye dönüşmesindeki kusursuz düzende gizlidir. Biz fark etsek de etmesek de oradadır.
İnsanlık tarihine baktığımızda da bunu görürüz. İnsan önce günleri saydı, sonra mevsimleri, sonra yıldızları... Saymak aslında anlamaya çalışmanın ilk adımıydı. Matematik, insanın evrene yönelttiği soruların dili haline geldi. Gezegenlerin hareketlerinden atomların yapısına kadar her yeni keşif, bizi yeniden sayılarla ve oranlarla buluşturdu.
Belki de matematiğin bize öğrettiği en değerli şey işlem yapmak değildir. Sabretmektir. Bir problemin karşısında yılmadan düşünmektir. Karmaşık görünen bir durumun içinde bir düzen aramaktır. Hayatın kendisi de biraz böyle değil midir? Her zaman cevabı hemen bulamayız. Bazen uzun uzun düşünmemiz, farklı yollar denememiz gerekir. Bazen de doğru cevaptan önce doğru soruyu bulmak gerekir.
Bu yüzden çocuklara matematiği yalnızca sınav kazanmak için öğretmemeliyiz. Onlara matematiğin bir not değil, bir bakış açısı olduğunu gösterebilmeliyiz. Çünkü matematik; rakamların, formüllerin ve işlemlerin ötesinde, evrenin sessizce konuştuğu dildir.
Ve belki de matematiğin hayatımızdaki en büyük yeri tam da buradadır: Bize yalnızca hesap yapmayı değil, dünyaya dikkatle bakmayı öğretmesinde. Çünkü dikkatle bakmayı öğrenen insan, bir süre sonra sayıların ötesindeki düzeni de görmeye başlar. O zaman matematik bir ders olmaktan çıkar; yaşamın kendisini anlamanın yollarından biri haline gelir.