Özgürlük, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavram. Özellikle çocuklara özgürlüğü öğretmeye çalışırken, iyi niyetle yaptığımız bazı hatalar onların içsel gelişimini zorlaştırabiliyor. Özgürlüğü sınırsızlıkla karıştırmak, çocuğa “ne isterse yapabilir” mesajı vermek ya da tam tersine sürekli sınır koyarak onu kontrol altında tutmak bu hataların başında geliyor.
Oysa özgürlük; ne tamamen başıboşluk ne de katı kurallar içinde sıkışıp kalmaktır. Gerçek özgürlük, bireyin kendisini tanıması, seçimlerinin sorumluluğunu alabilmesi ve iç dünyasıyla bağlantıda kalabilmesidir.
Çocuklara özgürlüğü öğretirken en sık yapılan yanlışlardan biri, onların duygularını göz ardı etmektir. “Ağlama”, “korkacak bir şey yok”, “bunu istemek yanlış” gibi cümleler, çocuğun kendi iç sesine yabancılaşmasına neden olur. Oysa özgürlük, tam da o iç sesi duyabilmekle başlar.
Bir diğer önemli hata ise özgürlüğü sadece davranış üzerinden tanımlamaktır. Oysa özgürlük bir davranıştan önce bir farkındalık halidir.
Özgürlüğün Gerçek Tanımı
Özgürlük; tüm duyu organlarımızla anın içinde kalarak, geçmiş ve gelecek arasında sağlıklı bir bağ kurabilme becerisidir.
Geçmiş, bize kim olduğumuzu anlatır. Deneyimlerimiz, hatalarımız, öğrendiklerimiz… Ama geçmişte takılı kalmak bizi özgürleştirmez.
Gelecek ise hayallerimizi ve yönümüzü belirler. Ancak sürekli geleceği düşünmek de bizi kaygıya sürükleyebilir.
Gerçek özgürlük, bu ikisi arasında dengede kalabilmektir. Şu anda, bulunduğumuz anda, bedenimizle, duygularımızla ve düşüncelerimizle temas halinde olmak…
Bir çocuğun rüzgârı hissetmesi, toprağa dokunması, bir sesi dikkatle dinlemesi, kendi duygusunu fark etmesi… İşte özgürlük tam da burada başlar.
Çünkü özgürlük, dışarıdan verilen bir şey değil; içeride kurulan bir bağdır.
Sonuç
Çocuklara özgürlüğü öğretmek istiyorsak, önce onların hissetmesine, fark etmesine ve kendileriyle bağ kurmasına alan açmalıyız. Onlara sadece seçim yapmayı değil, seçimlerinin içsel karşılığını fark etmeyi öğretmeliyiz.
Özgürlük, “istediğini yapmak” değil; “ne yaptığını fark ederek yaşamak”tır.