İnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır. Öyle ki Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde bile fizyolojik ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların hemen ardından sosyal ihtiyaçlar gelir. Bir gruba ait olma güdüsü, insanın doğumuyla aile ortamında başlar. Bu ait olma duygusunu tadan birey, hayatının ilerleyen dönemlerinde de bunu farklı sosyal ortamlarda sürdürmek ister.

Günümüzde insanlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar kolayca sosyalleşebiliyorlar. Bunun en büyük sebebi şüphesiz sosyal medya. Bu platformlar, fiziken ulaşamadığımız insanlarla bağ kurmak için harika bir imkan sunuyor. Türümüzün ortak bilgi akışı olan kolektif bilinç de uzun zamandır internet üzerinden kendine bir yol bulmuş durumda.

Ancak işin bir de olumsuz yönü var: Sosyal medya iletişimi, bizi kolayca sürü psikolojisine itebiliyor. Kolektif bilinç ile sürü psikolojisi aynı şey değildir. Kolektif bilinç, bilgiyi ve deneyimi paylaşarak toplumu yapılandırırken; sürü psikolojisi, bireyselliği ve özgün düşünceyi yok eder.

Sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan "Yalnızım diyorsan bu gönderiyi 3 arkadaşına gönder, manifestle, hayatının aşkı gelsin" veya "Kilo vermek için sabah akşam sadece bunu için" gibi içerikler... İşte bunlar, kendi bedeniyle barışamayan, yalnızlıktan bunalan ve sorgulamayı bırakmış bireyleri hedef alan, sürü psikolojisini besleyen tuzaklardır.

Sonuç olarak, sosyal medya bilinçli kullanıldığında bizi küresel bir köye dahil edip kolektif bilince eriştiren güçlü bir araçken, bilinçsizce tüketildiğinde bireyselliğimizi törpüleyen bir mekanizmaya dönüşüyor. Önemli olan, dijital dünyada bir 'birey' olarak kalmayı başarmak, sunulan her fikri sorgulamak ve kendi benliğimizin değerini bilmektir. Aksi halde, sosyal bir varlık olma ihtiyacımız, bizi farkında olmadan modern çağın devasa sürülerinden birine dahil edebilir.