Bir kadın kendi hayatını taşıyabiliyorsa,
kimseye yaslanmadan yürüyebiliyorsa,
“Olmazsa da olur.” diyebiliyorsa…
Neden ilk refleks şu olur:
“Bu kadın zor.”
Sınır koyar.
“Mesafeli.”
Herkese kapı açmaz.
“Ulaşılmaz.”
Aslında mesele güçlü kadının zor olması değil.
Mesele, onun karşısında güçsüz kalma korkusudur.
Çünkü güçlü kadın onay bağımlısı değildir.
Beğenilmek için eğilmez.
Sevilmek için küçülmez.
Kalmak için susmaz.
Ve evet…
Bu birçok insan için tehditkârdır.
Toplum yıllarca “iyi kadın” tanımını öğretti:
Alttan alan, idare eden, tolere eden, affeden…
Yorulsa da belli etmeyen.
Kırıldığında içine atan.
Şimdi o kadın değişti deniyor.
Zannediliyor ki artık ilişkide kadın alttan almıyor.
Arkasına bakmadan çekip gidiyor.
Oysa kalmak zorunda olduğunu düşünüp içine atan kadın daha tehlikelidir.
Naif, uyumlu, sessiz sandığınız kadınların bir anda patlaması değişmesinden değil, taşmasındandır.
Çünkü hiçbir kadın bir sabah uyanıp “Ben artık bambaşka biriyim.” demez.
O değişim bir gecede olmaz.
O karar bir anlık değildir.
O, biriken susmaların,
görmezden gelinen kırgınlıkların,
“Şimdi sırası değil.” diye ertelenen duyguların sonucudur.
Ve kadın gittiğinde aslında o gün gitmez.
Çok önceden gitmiştir.
Güçlü kadın gitmeyi bilen kadın değildir.
Gitmeden önce defalarca kalmayı denemiş kadındır.
Birçok insan güçlü kadını sevmez değil,
onu yönetemeyeceğini bildiği için yaklaşamaz.
Çünkü güçlü kadın yönlendirilmez.
Suçluluk duygusuyla manipüle edilmez.
Korkutularak tutulmaz.
Yanında çocuk taşımaz.
Yanında omuz ister.
Ve omuz olmak cesaret ister.
Belki de soru şu olmalı:
Güçlü kadın mı yalnız,
yoksa eşit ilişki kurmayı öğrenememiş insanlar mı çoğunlukta?
Çünkü bazı kadınlar gitmez.
Taşar.
Ve taştığında
geri dönüş olmaz.