Hayat bazen bizi çok uzaklara götürür. Yeni şehirlere, yeni insanlara, yeni hedeflere... Ama çoğu zaman çıkmayı unuttuğumuz bir yolculuk vardır: Kendimize doğru olan.

Bazen özlediğin duyguları başka bir şeye yüklersin. Zannedersin ki ona ulaşınca özlemin bitecek, içindeki eksiklik tamamlanacak. Yeni bir ev, yeni bir iş, yeni bir ilişki, daha çok para... Bir sonraki hedefe ulaştığında her şeyin yerli yerine oturacağını düşünürsün.

İnsanın gözü çoğu zaman dışarıdadır. Başkalarının sahip olduklarına, yaşadığı hayata, başarılarına odaklanırız. İçimizde büyüyen boşluğu dışarıdan gelecek bir şeyle doldurmaya çalışırız. Oysa aradığımız şey çoğu zaman dışarıda değil, kendimizle kuramadığımız bağın eksikliğidir.

Geçtiğimiz günlerde çocukları izlerken bunu yeniden fark ettim. Ağlayarak bir oyuncak isteyen çocuk, oyuncağı eline alınca "Tamam, artık mutluyum." demez. Kısa bir süre sonra gözü başka bir oyuncağa, başka bir çikolataya kayar. Çünkü istediği nesne, içinde hissettiği eksikliği gerçekten doldurmaz.

Belki de yetişkinlik, bu döngünün sadece daha karmaşık hâlidir. Oyuncağın yerini araba, terfi, daha büyük bir ev ya da daha fazla beğeni alır. İsteklerin biçimi değişir ama zihnimizin çalışma şekli pek değişmez. Bir hedefe ulaştığımızda kısa süreli bir haz yaşar, sonra gözümüz yeni bir hedefe çevrilir. Dışarıdan gelen hiçbir şey, içerideki boşluğu kalıcı olarak dolduramaz.

Carl Jung'ın "Dışa bakan rüya görür; içe bakan uyanır." sözü tam da bu yüzden anlamlıdır. Dışarıdaki dünyayı değiştirmeye çalışırken, çoğu zaman kendi iç dünyamızla bağımızı ihmal ederiz. Oysa gerçek dönüşüm, insanın kendine dönmeye cesaret ettiği anda başlar.

Jung'a göre insanın içinde ihmal edilmiş yönler, susturulmuş duygular ve unutulmuş bir öz vardır. Biz onları görmezden geldikçe eksikliğimizi başka insanlara, eşyalara ya da başarılara yükleriz. Onlara ulaşırsak tamamlanacağımızı zannederiz. Oysa hiçbir insan, hiçbir eşya ve hiçbir başarı bizi kendimizle yeniden tanıştıramaz.

Kendimizle bağ kurmak; bazen birkaç dakika sessiz kalabilmek, bazen doğada yürümek, bazen de kendimize uzun zamandır sormadığımız o soruyu sorabilmektir: "Ben gerçekten neyin özlemini çekiyorum?"

Belki de özlediğimiz şey yeni bir hayat değildir. Belki de özlediğimiz, yıllardır ihmal ettiğimiz kendimizdir.

Hayat bize pek çok yere gitmeyi öğretir. Daha başarılı olmayı, daha fazlasına sahip olmayı, daha hızlı ilerlemeyi... Ama en değerli yolculukların bazıları dışarıya değil, içeriye yapılır. Çünkü insan dışarıdaki dünyayı tanıyarak bilgi kazanır; kendi iç dünyasını tanıyarak bilgelik kazanır. Ve belki de en uzak yolculuk, insanın yeniden kendine dönebildiği yolculuktur.