Milletçe yemek yemeyi seviyoruz. Mutfağımız zengin. "Basit bir şeyler yiyelim." dediğimizde bile soframız dolup taşıyor. Bunun sadece kültürel bir miras mı, doyamama korkusu mu, yoksa göze de hitap eden bir şölen yaratma isteği mi olduğunu bilmiyorum.
Soframızın özenli olması kadar damak tadını da önemsiyoruz. Öyle alelacele geçiştirmek biz Türklerin işi değildir. Ama bütün bunların ötesinde aradığımız başka bir şey daha var gibi geliyor bana: Doymaktan fazlası... Hayattan tat almak.
Sadece Yediklerimizden Tad Almayız
Ben bunu ilk kez güzel bir kitap okurken fark ettim. Kitabı bitirdiğimde ağzımda sanki hoş bir aroma kalmış gibiydi. Önce buna anlam veremedim. Sonra bunun yalnızca o kitaba özgü bir his olmadığını fark ettim. Aslında güzel bir film izlediğimde, içten bir sohbet ettiğimde, doğada yürüdüğümde ya da ruhuma dokunan bir müzik dinlediğimde de benzer bir tat kalıyordu içimde. Meğer bunu hayatım boyunca pek çok kez yaşamışım; sadece fark etmiyormuşum.
O an anladım ki tat almak sadece dilimizin yaptığı bir iş değil. Yaşadığımız deneyimler de ruhumuzda kendine özgü bir lezzet bırakıyor. Belki de bu yüzden bazı anıları yıllar sonra bile gülümseyerek hatırlıyoruz; çünkü onların tadı hâlâ içimizde yaşamaya devam ediyor.
Ne var ki günümüz insanı hızla yaşamaya öylesine alıştı ki, tat almak yerine tüketmeye başladı. Bir yemeği bitiriyoruz ama lezzetini hatırlamıyoruz. Bir yolculuk yapıyoruz ama manzarayı görmüyoruz. Sevdiklerimizle aynı masada oturuyoruz ama zihnimiz telefon ekranında dolaşıyor. Yaşıyoruz; fakat yaşadığımızın farkına çoğu zaman varmıyoruz.
Belki de en büyük açlığımız mide açlığı değil; ruhumuzun açlığıdır. Çünkü fark edilmeyen hiçbir güzellik ruhu besleyemez. Yaşamın lezzeti, sahip olduklarımızın çokluğunda değil; onlarla kurduğumuz ilişkide gizlidir. En zengin sofralar bile farkındalık olmadan sıradanlaşabilir. Buna karşılık, bir bardak çay, içten bir sohbet ya da iyi bir kitabın son sayfası hafızamızda yıllarca kalan bir tat bırakabilir.
Bugün kendimize şu soruyu sormaya ne dersiniz?
Bugün gerçekten neyin tadını aldım?
Bedenimizi doyuran sofralar kurarız; asıl mesele ruhumuzu doyuran hayatlar kurabilmektir.