Adalet Partisi 27 Mayıs hain darbesi ardından, Yassıada’da kurulan hukuk dışı, adalet dışı darbe mahkemesinin gayri adil kararlarına itirazını ortaya koymak amacıyla bu isimle kurulmuştur.

1946’da aziz Türk milleti, milli şeflik döneminin seçkinci, jakoben, dayatmacı ve otoriter rejimine karşı demokrasi özlemi çekiyordu. Çok partili siyasi hayata geçilirken bu demokrasi arayışı için aranan isim demokrattı ve Demokrat Parti kuruldu. 1961 anayasasıyla sivil siyasete dönüşte DP’nin ardılları ise, Başbakan ve iki bakanın nahak yere idamı ve yüzlerce milletvekili ve üst düzey bürokratların hapsedilmelerine karşılık halkın adalet arayışını simgelemek için partinin adı “Adalet Partisi” olarak seçtiler.

14 Mayıs 1950’de Türkiye’de iktidarın kansız, darbesiz, hilesiz, entrikasız milletin hür iradesiyle el değiştirmiş olması büyük bir olaydı. Bu olay hem siyaset bilimi, hem siyaset sosyolojisi, iletişim, davranış bilimleri ve daha birçok disiplinler yönünden değerlendirilmesi ve araştırılması gereken bir olaydı. Öyle de oldu…

14 Mayıs ve 1950-1960 döneminin hem siyasal açıdan hem de ekonomik kalkınma yönünden yaşadığı büyük transformasyon tarafsız gözlemciler, bilim adamları, gazeteci ve yazarlarla tarihe tanıklık eden aktörleri tarafından yüzlerce kitap, hatırat, doktora ve doçentlik tezleri, bilimsel makaleler, tefrikalar, TV programları yayınlandı. Halen de başta Aydın Adnan Menderes ve Manisa Celal Bayar üniversiteleri olmak üzere birçok üniversite ve STK’lar tarafından sempozyumlar düzenleniyor, yüzlerce tebliğ sunuluyor ve yayınlanıyor.

17.06.2025 Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi

Ancak, DP ardılı AP ile ilgili ilgili olarak bazı kurucular ve milletvekillerinin hatıratları ve merhum Demirel hakkında yazılan kitaplar dışında benim bildiğim bilimsel araştırmalar yok denecek kadar az. Bir iki yıl önce genç bir öğretim üyesi aradı, Genç Demokratlar ve AP Gençlik kolları ile ilgili bir araştırma yaptığından söz ederek görüşme talep etti. Uzun uzun görüştük, bildiklerimi anlattım, başka görüşmeleri organize ettim, dokümanlar resimler verdim. Geçtiğimiz haftalarda ise Mülkiyeden bir doktora öğrencisi ulaşarak Türkiye’de 61-80 arası gençlik hareketleri ve milliyetçilik anlayışları üzerine doktora tezi hazırladığını söyledi. Elbette yardımcı olmayı vazife telakki ettik. Anlatacaklarımı anlattım, başka görüşmeler de temin ettim, elbette bazı dokümanları ve eksik kalanları da zaman içinde telafi edeceğim. Ancak, bazı konuların da yeni nesiller tarafından bilinmesi için bu hafta bu konuyu ele aldım

Adalet Partisinin milliyetçilik anlayışı, Türkiye Cumhuriyeti Devletine sadakatle bağlı, dini, mezhebi, inancı, etnik kimliği ne olursa olsun tüm yurttaşlarımızı eşit yurttaş olarak gören bir anlayıştır. Herkesin dilediği yerde yaşaması, dilediği işi tutması, anayasa ve insan hakları evrensel bildirisindeki tüm haklarını serbestçe kullanması, ibadetini serbestçe yapabilmesi, temel hak ve hürriyetlerden azami ölçüde kullanabilmesi, hak arama ve demonstrasyon yollarının açık tutulması, Adalet Partisi, öncülü Demokrat Parti ve ardılı Doğru Yol Partisinin programlarıyla teminat altına alınmıştır. İktidarlarında da Hükumet protokolleri ve programlarında yer vermiştir. Ülkenin topyekun kalkınması, sanayileşme, çağdaşlaşma, halkın refah ve saadetinin yükseltilmesi de milliyetçilik anlayışının unsurlarındandır. AP hem tarihi ve kültürel alanda hem de milletin temel değerlerinin korunması anlamında Türk milliyetçiliğini ön planda tutmuştur. AP’nin Türk milliyetçiliği anlayışı asla şovenist ve ırkçı bir yaklaşım olmayıp milleti topyekun kucaklayan demokrat bir anlayıştır.

Türk milliyetçiliği ideolojik bir kavram değildir, farklı ideolojilerden ve siyasal görüşlerden de açıklamaya çalıştığım milliyetçilik anlayışında olanlar elbette ki vardır. Türk milliyetçiliğinin temel düsturu vatanının ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne yürekten inanmak ön şarttır. Bu inançta olmayanlar asal milliyetçi olamazlar.

Darbeciler ve darbeci zihniyette olanlarla onlara çanak tutanlar, milletin bir takım hassasiyetlerini kaşıyarak onları istismar edenler, etnik kimlik siyaseti yapanlar, militarist zihniyette olanlar; milletin temel değerlerine, Cumhuriyetin temel ilkelerine, anayasanın dibacesinde yer alan temel maddelere anayasanın ruhuna inanmayan ve aykırı davrananlar asla milliyetçi olamazlar. Sadece milliyetçiliğin edebiyatını yaparlar istismar ederler.

Milliyetçilik hiçbir siyasi partinin tekelinde değildir. Hele hele, 27 Mayıs darbesini yapanlardan 14’ler diye anılan gurubun 9’unun ele geçirip adını da değiştirerek ideolojik bir partiye dönüştürdükleri ve Milliyetçi Toplumcu adını verdikleri Nasyonel Sosyalizmden (NAZİZM) öykünülen bir programa sahip parti ve ondan türeyen marjinal partilerin hiç değildir.

ORTAYLI’NIN ARDINDAN

Yazımı tamamlayıp bağlamak üzereyken, son dönemin yaşayan en büyük tarihçisi ve gerçek bir münevver (siz isterseniz, aydın ya da entelektüel deyin) Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefat haberini aldım. Kendisiyle ilk kez merhum Demirel’in Isparta İslamköy’deki Demokrasi ve Kalkınma müzesi ve külliyesinin açılış töreninde tanışmıştım. Isparta havaalanından bizi İslamköy’e götüren servis otobüslerinde hemen yan sıramızda oturuyordu tanışıp sohbet etme imkanı da buldu. Rahmetli annemle de sohbet edip Öteye Mektup kitabından söz etmişlerdi. Daha sonra birçok kez görüşme fırsatımız olmuş, merhum Demirel’in 100. doğum yılı etkinliğimize panelist olarak katılmıştı. Son görüşmemiz ise 17 Haziran 20025 günü Süleyman Demirel’in ölüm yıldönümü töreni ardından, Süleyman Demirel Üniversitesindeki öğle yemeği ve gençlere verdiği konferansta olmuştu.

Öğrenciler konferans salonunu hıncahınç doldurmuşlar, merdiven boşlukları ve giriş, çıkış kapı önleri ayaktakilerle dolmuş gene de dışarıda öğrenciler kalmıştı. Merhum Ortaylı ayakta kalanları sahneye çağırdı, birçoklarını dizinin dibine oturttu, böylelikle dışarıda kalanlar da onu dinleme fırsatı buldu.

Ortaylı iki saate yakın Demirel’i anlattı, zaman zaman sözleri alkışlarla kesildi. Sağlığında muhaliflerinin anlamadığı ya da anlamak istemediği sözlerini öyle güzel açıkladı ki hayran kalmamak elde değildi. Salonu dolduran Z kuşağı öğrenciler çok güzel anladılar. Birçok muhalifi de Cumhurbaşkanlığı dönemi ve vefatından sonra yavaş yavaş anlamaya başlamışlardı. Bazı CHP duayenleri de onu Zincirbozan sürgünündeki derslerden sonra anladılar. Merhum Ortaylı da onu 12 Eylül darbesinden sonraki mücadelesi, dik duruşu ve 6 defa gidip 7 defa dönmesi sonrasında anlayıp hayran olanlardandı.

Ne yazık ki, Ortaylı da çok kimsenin gönlünü kazanmasına karşın Demirel gibi zor anlaşılan biriydi. Onu anlayabilmek için biraz zeka kırıntılarına sahip olmak gerekirdi. Belki de anlamak bazı siyaset yobazlarının işine gelmiyordu. Siyaset yobazı derken siyasal İslamcı yobazları kast etmiyorum. İster sağcı, ister solcu, ister dinci olsun saplantılı, aklı tek taraflı çalışan, at gözlüğü takan, bağnaz, dediğim dedik, başkasının fikirlerine saygısı olmayanlar hepsi yobazdır.

Umarım, Ortaylı da vefatından sonra bu yobazlar tarafından da anlaşılır hale gelir. Ruhu şad, mekanı cennet olsun Türk milletinin başı sağ olsun.