Gençliğe adım attığımız günlerde her sabah ilk yaptığımız işlerden biri Tercüman gazetesinde merhum Rauf Tamer’in fıkralarını okumaktı. Köşe yazılarını kısa kısa, anekdotlar, özlü ve güzel sözlerle süsleyerek ve akıcı üslubuyla fıkra tarzında yazardı.

12 Mart dönemi ve 80 öncesi anarşi ve şiddettin doruğa ulaştığı günlerde hoşuna gitmediği olaylar karşısında cümlelerini bağlamından kopartır, üstü kapalı imalarla satır aralarında diyeceğini derdi. Arif olan anlardı ama o dilimdeki rekaket kalemime vurdu diyerek yazısındaki tutarsızlığa dem vururdu ve adeta okuyucularına bir daha okuyun ne dediğimi anlarsınız mesajı verirdi. Rekaket nedir bilmezdim ama o zaman Google’a sorup öğrenme şansımız da yoktu.

12 Eylül darbesinden sonra Demirel Hamzakoy’a sürgüne gönderildi. Yeniden siyasi hayata geçildiğinde ise varlığından korkanlar bu kez arkadaşları ve bazı CHP’lilerle beraber Zincirbozan’a sürgün edildi. Çıktığında ise siyasi yasaklı olarak adeta Güniz sokağa hapsoldu ama bu sayede bütün Türkiye Güniz sokak 31 numaralı evi öğrendi. Adeta yatır gibi her gün yüzlerce kişinin ziyaretgahı haline geldi. Fazla uzun sürmedi, kendisini başbakanlığı döneminde ihraç etmeye kalkışan İnşaat Mühendisleri Odası bu kez ona itibarını iade etti, bir toplantı düzenleyerek mikrofon ve küsüyü ona teslim etti. Ardından, Bursa’da sonrasında da Şanlıurfa’da yüzlerce araçlık konvoylarla sahaya inildi yasaklar parça, parça oldu. Bütün bu gezilerde hep yanındaydık, bir gün bunları, yaşanan ilginç olayları da sizlerle paylaşırım ama önce gelelim Rauf Tamer’e.

Adana hava alanından Demirel’i aldık, yüzlerce araçlık konvoyla Şanlıurfa’ya doğru yola çıktık. Tabi ilerleyebilmek ne mümkün? Ceyhan, Osmaniye, Gavurdağı (Nurdağı), Gaziantep, Birecik, geçtiğimiz her kentte kasabada yolumuz kesildi, vatandaşla kucaklaşma, kısa da olsa yasak delen konuşmalarla program aksadı. Her duruştan sonra peşimizdeki araç sayısı arttıkça arttı. Urfa’ya girdiğimizde ise yer yerinden oynadı, alkışlar, zılgıtlar, kurtar bizi baba nidaları yeri, göğü inletiyordu. Kısa bir konuşma ardından otele vardık. Belli ki Atatürk Barajı, GAP gezisi ertesi güne kalmıştı. Demirel merhum Cevheri ve kurmaylarıyla görüşmeye çekildi. Biz de otelin lobisinde dostlar ve basın mensuplarıyla sohbete daldık. Yazılarından hayranlıkla takip ettiğim Rauf Tamer’i ilk kez o gün tanıdım. Demirel’den övgüyle söz etti, kalkınma hamlelerinden, AP’nin demokrasi anlayışından falan söz etti. O ana kadar sessizce dinliyordum ama serde doğrucu Davutluk var ya hemen taşı gediğine koyuverdim. 12 Eylül günlerinde darbeyi mazur gösteren yazıları ve “Evrendin Evrensel oldun” sözünü hatırlattım. Yüzü düştü, kısa bir süre sustu, haklısınız demekle yetindi. Kısa bir suskunluktan sonra nereden bilebilirdik, onun Amerika’nın güdümünde olduğunu? Diyerek ekledi “ne yapalım dilimizdeki rekaket ve tekleme kalemimize de yansımış”. Böylelikle yıllar önce merak ettiğim sözcüğün de onu tanıdıktan sonra ne anlama geldiğini öğrenmiş olduk. Tamer bu cümleyi ara sıra yazı yazmadığı günlerden sonra da kullanırdı. Benim de dilimde rekaket yok ama ara sıra sıkıntılar, telaşlar, yoğunluklar olduğunda istemesek de yazılara ara vermek zorunda kalıyorum.

Kasım ayında teyzemin oğlu motosikletli bir trafik magandasının kurbanı oldu. İki aydan fazla yoğun bakımda direndi ama ne yazık ki Ocak ayı başında kaybettik. Sebep olan elini kolunu sallaya sallaya geziyor. Emniyetimiz bu motosiklet terörüne neden bir çare bulamaz? Daha kaç can kaybetmemiz gerekiyor acaba? Üstüne üstlük cenazeye yetişebilmek için Ankara garına giderken Belediye taşeronu bir sarı hafriyat kamyonu şehrin en merkezi yerinde aracıma çarptı. Hasar büyük

ama sivil plakalı olmasına rağmen şoför kusurlu olduğunu bile bile tutanaktan kaçındı. Tabi hasar üstümüze kaldı Allahtan sigorta şirketi anlayışlı davrandı da kurtardık. Bakınız bu sarı kamyon terörü sadece Trafiğin çözeceği iş değil, belediyeler de belediyelere iş yapan şirketler de şoförlerini koruma güdüsüyle hareket edip üstünü örtmek yerine, tedbirler alıp kusurlu elemanları cezasız bırakmamalıdır.

Ocak sonunda, çok öncesinden planlanmış bir yurt dışı seyahatimiz oldu. Dönüp yorgunluğu atmadan Ramazana girdik. Yeni, yeni kendimize geldik dostlarla yeniden hasbihal etmeye başlayalım dedik. Umarım bundan sonra düzene sokarız.

Dostlarla hasbihal deyince Manisa Dostlar Meclisi çağrışım yaptı hemen. Artık Manisa Dostlar Meclisini sadece Manisalılar değil ülke meselelerine duyarlı olan Türkiye’nin her yerinden insanlar da tanıyor. Bir süre önce Ankara’ya çıkarma yaptılar, meclislerinde ağırladıkları liderlere iadeyi ziyarette bulundular. Gelmeden önce dönem başkanları Cihan Canuyar kardeşimiz beni aradı Güniz sokağı da ziyaret edip, oranın havasını solumayı ve üyelerinin merhum Cumhurbaşkanımızı daha yakından tanımalarını istediğini söyledi. Hemen Çevre eski bakanımız Hamdi Üçpınarlar ve Demirel’in hem doktoru, hem danışmanı ve hem de kızı yerine koyduğu Isparta eski milletvekili Dr. Aylin Cesur’a haber vererek organizasyonu gerçekleştirdik.

Güniz sokak 31 numaralı yıllarca Demirel’in hem çalışma ofisi hem de ikametgahı olan 3 katlı, ev Demirel’in vefatından sonra merhum Şevket Demirel ve Hacı Ali Demirel varisleri tarafından Demirel vakfına bağışlandı ve hiçbir eşya ve objeler yerleri değiştirilmeden ayniyle muhafaza ediliyor. Bina halen Dr. Aylin Cesur sorumluluğunda özel günlerde, ziyaretlerde, anma günlerinde açlıyor. Sayın Üçpınarlar ve Çankırı eski milletvekili Ahmet Uyanık da en yakın destekçileri. Bizler de zaman zaman çeşitli etkinliklerin hazırlıkları için orada toplanıyoruz.

Dostlar meclisinin yaklaşık 25 kadar üyesini Dr. Aylin Cesur, Hamdi Üçpınarlar ve Ahmet Uyanık’la birlikte, Güniz sokakta ağırladık Demirel’i andık, hatıralar canlandı, rahmet, minnet ve şükranla yad ettik. Konuklarımızın birçoğu Demirel’i yeni tanıdılar, donandılar, bilgilendiler, zaten tanıyanların gözleri doldu hepsi memnun ayrıldılar.

Merhum Demirel’i gençlere, tanımayanlara tanıtmaya devam edeceğiz. Zira Türkiye Demirel gibi liderlerin eksikliğini her geçen gün daha fazla hissediyor. Umutlar tükenmesin, kul sıkışmayınca hızır yetişmez. Bu sözü merhum Demirel çok sık kullanırdı, sonraa da devamla “Hızır sandıktır” derdi.

Kalın sağlıcakla...