Ülkenin gündemi çok yoğun yazacak eleştirecek çok şey var hem nalına, hem mıhına yazıyoruz ama dinleyen, anlayan yok.
Ne iktidardan ders alan var ne de muhalefetten. Sizin anlayacağınız bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.
Herkes kendi havasında demlenen, demlenene. Nereye çekersen çek kimsenin umurunda değil. O yüzden ben de yazılarımı biraz rölantiye almıştım. Malum zaten çoğu kimse yazlıkta okuyan sayısı da azaldı sanıyordum ama bazı dostlar “Manisa Olay’da artık yazmıyor musun?” diye sordular. Anladım ki fazla ara vermişim. Geçtiğimiz hafta zafer haftasıydı bugün de kutlu düğün, Zafer Bayramı. Bugü yazmayayım da ne zaman yazayım?
Zafer, başaracağına inananlarındır yazdım başlığa. Elhak doğrudur! İnanmak başarmanın yarısıdır, inanırsan başarırsın.
Vatan toprağı işgal altında. Ordumuz terhis edilmiş, bütün tersanelerimize girilmiş, silah bıraktırılmış, Padişah sarayında adeta tutsak, Hükümet ise adeta işgalcilerin hükümeti. Padişahın eniştesi Ferit Sadrazam değil adeta İngilizlerin İstanbul komiseri. Ne kadar vatansever varsa başını kaldıranı hapse attırmış, kimilerini de Malta’ya sürmüş.
Tüm bu olumsuzluklara, gaflet, dalalet ve hıyanete rağmen kurtuluşa inanmış, başaracağına inanmış bir avuç vatansever elini değil, başını, gövdesini taşın altına koymuş ant içmiş kurtuluşuna ve istiklaline. Bir vapur kalkmış Samsun’a doğru. O sıradan bir vapur değil zafere inanmışların, başaracağına inanmışların sembolü. Samsun’a ayak bastığı gün Gazinin o inanç daha da yeşermiş.
4 gün sonra 23 Mayıs günü Türk’ün esareti kabullenmeyeceğini bütün dünyaya haykırmak için on binlerce İstanbullu, üniversite ve lise öğrencileri, gençler, yaşlılar, kadınlar Sultan Ahmet Meydanında toplandılar. Kürsüde bir kadın (Edebiyatçı Halide Edip) “evlatlarım, kardeşlerim” diyerek bütün medeni dünyaya meydan okuyor, Samsun’dan başlayan hareketin dalga dalga tüm Anadolu’ya yayılması için işaret fişeğini ateşliyordu.
Anadolu’nun her tarafından destek yağıyordu. Bu kez ses Maraş’tan yükseldi. Fransız askerleri ve Ermeni lejyonerlere direnen Sütçü İmam olarak anılan İmam Ali direnişin ilk kurşununu atarak ateşi yaktı. Artık yurdun her tarafında dağlarda çoban ateşleri yanmaya başladı. Ege’de sivil direnişin önderi Mahmut Celal Bey (Bayar) de Galip Hoca kisvesiyle Aydın İzmir ve Aydın yöresinde halkı ve efeleri Kuvayı Milliye’ye katılmaya ikna etti deşifre olunca da Akhisar cephesi milis komutanlığı görevini sürdürdü.
İstanbul’da kalan vatanseverler, Üsküdar Özbekler Tekkesi üzerinden Karadeniz kıyılarına intikal ediyor oradan da takalarla, İnebolu limanına ve ardından da Gazi’ye iltihak ediyorlardı. Teslim edilmeyen silah ve mühimmat da bazen tabut içinde cenaze görüntüsünde ya da farklı yollardan Anadolu’ya ulaştırılıyordu. Malta sürgünündeki paşalar da İtalya egemenliğindeki nispeten güvenli Rodos’a intikal ediyor ve oradan da Kuvayı Milliye milisleri yardımıyla Fethiye, Bodrum, Marmaris’e geçiyor sonra gene milisler yardımıyla kuvacı efelere teslim ediliyor onlar da milli ordunun bulunduğu bölgeye kadar refakat ederek güvenli bir şekilde orduya iltihakını sağlıyorlardı.
Son olarak İstanbul ve sürgündeki vatansever subayların Anadolu’ya intikali konusundaki istihbari görevleri ve lojistik yardımları tamamlanınca Osmanlı’nın Erkan-ı Harbiye Reisi Mustafa Fevzi Paşa (Çakmak) da Ankara’ya giderek aynı görevine orada devam etti. Artık tüm vatanseverler rütbeleri ne olursa olsun Gazi Paşa’nın emrine girdiler
Tüm bu insanlar önce Allah’a sonra da istiklale inanmışlardı, başaracaklarına inanıyorlar, güveniyorlardı.
Bu arada Damat Ferit Hükümeti boş durmuyordu, Gazi Mustafa Kemal ve bazı komutanlar hakkında idam fermanı çıkardı. İngilizlerin emriyle de sözde din adamları Mustafa Sabri ve Dürrüzade’nin yayınladığı fetva ile Milli mücadelenin devlete ve Halife’ye karşı isyan girişimi olduğu ilan edildi ve İngiliz uçaklarıyla halka atıldı. Bu durum milli mücadeleye olan güveni biraz sarssa da karşı hamle gecikmedi. Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat efendi önderliğinde Ankara ulemasının hazırladığı Milli Mücadele’nin cihat sayıldığına dair fetva Anadolu’da yüzlerce Müftü tarafından da onaylandı. Bunlardan biri de Demirci Akıncılarının manevi önderi, Demirci müftüsü, büyük dedem İbrahim Hakkı Efendiydi.
Ve… Gelindi 25 Ağustosa. Eğer düşmana göz açtırmadan darbeyi vurup kısa sürede sonuç alınırsa zafer kazanılırdı. Yok! Eğer süre uzar muharebeler devam ederse ne mühimmat ne de askerde direnme gücü kalırdı ve yenilgi kaçınılmaz olurdu. İşte bu noktada Gazinin dehası ön plana çıktı. Planını sadece üç Mustafa biliyordu. Mustafa Kemal, Mustafa Fevzi ve Mustafa İsmet. Ankara’da çay partisi düzenlenecekti, yabancı misyon da davet edilecekti, daha doğrusu öyle imaj veriliyordu. Plandan haberi olmayanlar, öfkeliydi hatta mecliste bile Gazi Paşaya eleştiriler yöneltiliyordu.
Ankara’da çay partisi sona erince Gazi gizlice Afyon’a doğru hareket etti. Bu arada topçu birlikleri patika yollardan, karanlıktan istifade ederek gizlice düşmanın ana tahkimatının karşısında bir tepeye konuşlanmaya başlamıştı. Yunan kampında ise Ankara’daki parti sebebiyle bir rahatlık seziliyordu. Gece yarısından sonra komutanlar kampa vardılar, sabahı beklemeye başladılar. Gün doğmadan topçu atışı başlayacaktı. Ancak 26 Ağustos sabaha karşı korkunç bir sis bastırdı, görüş mesafesi çok kısıtlıydı. Beklenildi ancak sis bir türlü dağılmıyordu. Ya bütün plan alt üst olacak ya da körü körüne atış başlayacaktı. Karar verildi ve atış başladı kısa bir süre sonra sis dağıldı, düşman mevzilerinin dağıldığı görüldü, çok büyük zayiatlar vardı. Asker süngü taktı yavaş yavaş inişe geçti. Sisin iyice dağılması ardından olay açık bir şekilde ortaya çıktı ve gazi o tarihi emri verdi: “ Ordular İl hedefiniz Akdeniz’dir İleri “. Böylece Büyük Taarruz başladı ve 30 Ağustos günü inananlar zafere ulaştı.
Kıymetli okurlarım bu zafer kolaylıkla kazanılmadı, bu Cumhuriyet de kolaylıkla kurulmadı. Kolaylıkla da feda edilemez. Şehit kanlarıyla sulanmış bu vatanın bölünmesine de Cumhuriyetin ayarlarıyla oynanmasına, kimsenin keyfi ve istikbali için aziz milletimiz müsaade etmeyecektir. Aymazlık içinde olanlara da yüce Türk milleti sandıkta layık oldukları tokadı atacaklardır.
Zafer ona inananlarındır. Zafere inanmayan hainler, keşke Yunan kazansaydı diyenler bu bayramı kutlamasınlar. 30 Ağustos Zafer Bayramı aziz milletimize kutlu olsun…
Kalın sağlıcakla...