Bu hafta D vitamini üzerine konuşalı çünkü danışanlarımla bunu oldukça sık konuşuyoruz. Toplumdaki D vitamini eksikliği artık istisna denebilecek durumdan çok daha yaygın.
Özellikle şehir yaşamındaki bireylerin büyük bir kısmında D vitamini düzeylerinin yetersiz olduğunu yapılan çalışmalardan görebiliyoruz. Ancak bu tabloyu sadece “yeterince güneşe çıkmıyoruz” diye açıklamak, konunun sadece görünen kısmına odaklanmak olur, şimdi diğer etkenlerden bahsedelim. Çünkü D vitamini, çoğu kişinin sandığı gibi basit bir vitamin değil, hormon benzeri çalışan, çok basamaklı bir metabolik sürecin ürünüdür.
D vitamini sentezi ciltte başlıyor, güneşten gelen UVB ışınları ile deride öncül formu üretiliyor ancak aktif olan formu bu değil. Karaciğerden ilk adımdan sonra böbreklerde asıl biyolojik olarak aktif olan yani vücut için asıl kullanılabilir formuna dönüştürülür. Yani vücuda giren ya da sentezlenen D vitamininin etkili olabilmesi için karaciğer, böbrek ve hormonal denge gibi birçok sistemin uyum içinde çalışması gerekir. Bu yüzden eksiklik durumunda her zaman yetersiz alındığını düşünmek yerine alınan miktarın vücutta kullanılamıyor oluşunu da düşünüyoruz. İşte bu noktada değinmek istediğim konu emilim ve biyoyararlanım konusu. D vitamini yağda çözünen bir vitamindir. Bu, onun bağırsaklardan emilebilmesi için yağ varlığına ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Aç karnına veya yağ içermeyen bir öğünle alınan D vitamini takviyeleri, beklenen etkiyi göstermeyebilir. Oysa sağlıklı yağ içeren bir öğünle birlikte alındığında D vitamininin biyoyararlanımının belirgin şekilde artacağını görebiliriz. Bununla birlikte bağırsak sağlığı da bu sürecin merkezinde. Emilim ince bağırsakta gerçekleştiği için; sindirim sistemi problemleri, safra üretimindeki yetersizlikler veya bağırsak bariyerindeki bozulmalar, D vitamininin kana geçişini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle bazı bireylerde yüksek doz takviyelere rağmen kan düzeylerinin istenen seviyeye ulaşmadığını görebiliyoruz.
Beslenme açısından bakıldığında ise seçenekler sınırlıdır. D vitamini doğal olarak az sayıda besinde bulunduğunu söyleyebilirim: yağlı balıklar, yumurta sarısı ve zenginleştirilmiş ürünler başlıca kaynakları fakat bu besinler, günlük ihtiyacı tek başına karşılamak için çoğu zaman yeterli kalmayabiliyor. Bu noktada takviye kullanımı gündeme gelir. Ancak burada da takviyeyi rastgele ve kontrolsüz kullanmak yerine mutlaka doktorunuza eczacınıza danışarak tüketmelisiniz.
Doğru yaklaşım; önce kan düzeyini belirlemek, ardından kişiye özel doz planlamak, ve takviyeyi doğru şekilde kullanmaktır.
D vitamini eksikliği çoğu zaman tek başına bir sorun olmasa da bir yaşam tarzının, bir metabolik dengenin ve çoğu zaman ihmal edilen küçük alışkanlıkların sonucudur. Bu yüzden çözüm de tek adımlık değil. Güneşe çıkmak, doğru beslenmek, takviyeyi doğru kullanmak ve en önemlisi vücudun o vitamini gerçekten kullanabileceği bir iç dengeyi sağlamak…