İzlediğimiz her filmde ya da dinlediğimiz şarkı sözlerinde ihtiyacımız olanı yakalar mıyız? Bunlar gerçekten bize bırakılmış birer mesaj mıdır, yoksa yeri geldiği için söylenmiş cümleler mi, bilemiyorum. Bildiğim şu ki; insan, boşlukları tamamlayabildiğinde ve cevapları bulabildiğinde yaşamı daha güvenli yaşıyor. Belki de bu yüzden bazen bir cümleye, bazen bir hikâyeye tutunuyoruz.

Ben de izlediğim bir filmde bir cevap yakaladım. Karakter şöyle diyordu:

“Anlamıyorsun. Kötü beni yönetmiyor. Ne yaşamış olursam olayım, kötülüğü—karanlık tarafı—ben seçtim. O yüzden kötü olmak benim seçimim.”

Kızılderili bir bilgenin anlattığı eski bir hikâye vardır. Bilge, torununa insanın içinde iki kurt yaşadığını söyler. Kurtlardan biri öfke, kıskançlık, kin ve korkuyla beslenir; diğeri ise sevgi, merhamet, umut ve şefkatle. Torun, bu iki kurdun mücadelesini dinledikten sonra merakla sorar: “Peki hangisi kazanır?” Bilgenin cevabı kısadır ama ağırdır: “Hangisini beslersen, o.”

Belki de iyi ya da kötü olmak sandığımız kadar büyük kırılmalarla değil, küçük ve gündelik tercihlerle şekillenir. Aynı olay birinin içinde anlayışı büyütürken, bir başkasında öfkeyi çoğaltabilir. Hayat taraf tutmaz; biz tutarız. Ya içimizdeki karanlığı besleriz ya da ışığa alan açarız.

İnsan bazen kötülüğü korunmak için seçer, bazen iyiliği cesaret edebildiği için. Bu yüzden iyi olmak saflık değil, farkındalıktır. Kötü olmak ise kaçınılmaz bir yazgı değil, vazgeçiştir. Her gün, her an, fark etmeden aynı sorunun eşiğinde dururuz: İçimizdeki hangi kurdu besliyoruz?

Sonunda kazanan, en çok haklı olan değil; en çok beslenendir.