Bugün yazıma Russell’ın cümlesiyle başlamak istiyorum.

“Çağımızın en büyük sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken, aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”

Fanatizmde insanlar kendilerine fazla güvenir ve doğru bildiklerine saplantılıdır. Bu yüzden fanatizm ve aptallık arasında aslında bir ilişki vardır. Fanatizm kavramını duyduğumuzda aklımıza futbol ile siyaset gelir ve bu kavram rahatsız edici bir şekillerde gözükür. Ne yazık ki çoğu insan aşırıya kaçmadan yaşayamaz… Bu aşırıya kaçmanın nedeni basit aslında. Bireylerin gerçek ve sahte anlayışını birbirine karıştı. İnsanlara sanki bir simülasyonun içindeymiş gibi konfor alanları yarattılar. Bu konfor alanından uzaklaştırmaya çalışan ideolojiler, bireyleri hedef haline getirdi.  Bizde bu yüzden bilerek ya da bilmeyerek ‘aşırılaşma’ya başladık.

Fanatikleşmenin zararlarını günlük hayatımızda yaşıyoruz. Bir şeye saplantılı şekilde inanıyor ve onu yanlış da olsa sonuna kadar savunuyoruz. Empati ve sağduyudan uzaklaşıp bir taraf olarak adeta bir düşmanmış gibi çarpışmaya başlıyoruz.

‘Aşırılaşma’ bir virüs gibi. Bu virüs bireye yayılıyor, konuştukları konu her neyse tartışmaya kapalı oluyor. Bu fanatiklik, bizleri bir sabit fikirliye dönüştürüyor.

Örneğin maçlarda taraftarlar, oyun bittiğinde taraftarlar gerçek hayatta hiçbir şeyi kaybetmiyor ya da kazanmıyor. Siyasette de böyle, bizler bir şey kazanmıyoruz aksine daha çok kaybediyoruz gibi… Bir şeyler yanlış gidiyorken, onu sonuna kadar savunup alkışlamak ne kadar akıllıca?

Kısacası fanatizm; iletişimi, o mantık çerçevesinde düşünmeyi ve tartışmayı tamamen öldüren bir şey.  Eğer sizde siyasette, futbolda, ideolojilerde veya başka konularda fanatikleşiyorsanız, bu fanatiklik meselesini biraz düşünün derim…