İnsan, bildiklerinden çok bilmedikleriyle genişler. Ne var ki modern insan, bilmediğini saklamayı bir erdem, bildiğini sergilemeyi bir güvenlik alanı zanneder. Oysa felsefe, tam da tersinden başlar: Sokrates’in asırlar öncesinden gelen o yalın cümlesiyle—“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”

Bu cümle bir cehalet itirafı değil, bir uyanış hâlidir. Çünkü bilmediğini fark eden zihin, hakikate en yakın noktadadır. Bilgiyle dolu olduğunu sanan zihin ise çoğu zaman kapalıdır. Taşmış bir bardağa su eklenemez.

Cevabını bilmediğim bir soruyla karşılaştığımda, önce her yerimin ısındığını, beynimde bir alarm çaldığını hissederdim. Eksiklik duygusu, kan gibi bütün damarlarımda dolaşırdı. O an mesele soru değil, görünmez bir yargıydı. Sanki bilmemek, varoluşsal bir kusurdu.

Ta ki bir gün, “bilmiyorum” dediğimde insanların tepkisi nasıl olur diye düşünene kadar…

Ve o kelimeyi söylediğimde rahatladım. Karşımdaki insana baktım. O da bana baktı. “Peki, tamam,” dedi. İşte bu kadardı. Bitmişti.

Huzur bu sefer sadece damarlarımı değil, kalbimi, bütün hücrelerimi doldurdu.

O an fark ettim: Bilmemenin kendisi değil, ona yüklediğimiz anlam yorar insanı. “Bilmiyorum” demek bir düşüş değil, bir duruştur. Kendini olduğun yerde dürüstçe konumlandırmaktır. Ve bu duruş, insanı küçültmez; hafifletir.

Felsefi açıdan bakıldığında bilmeme hâli bir boşluk değil, bir potansiyel alanıdır. Henüz biçim almamış, henüz adlandırılmamış bir imkân. Heidegger’in varoluş anlayışında olduğu gibi insan, tamamlanmış bir varlık değil; oluş hâlindedir. Bilmiyorum demek, bu oluşa izin vermektir.

Toplum, bilmeyi yüceltirken bilmeme cesaretini küçümser. Oysa düşünce tarihi, bilmediğini kabul edenlerin açtığı yollarla ilerlemiştir. Soru, cevaptan önce gelir. Merak, bilgiden önce. Ve her hakiki öğrenme, “bilmiyorum” cümlesinin içinden doğar.

Belki de ayıp olan bilmemek değil; bilmediğini inkâr etmektir. Çünkü inkâr, öğrenmenin önünü kapatır. Kabul ise kapıyı aralar.

İnsan, bilmediklerini kabul ettiği ölçüde insan olur.

Ve gelişim, tam da bu kabulün sessiz ama derin cesaretinde başlar.