Bazı şeyler için ‘alıştık’ diyoruz. Alıştık çünkü her gün karşımıza çıkıyorlar. Her akşam haber bültenlerinde aynı kelimelerle, aynı yüzlerle anlatılıyorlar. Ama alışmak kabullenmek değildir.

Sabah uyandığımızda okuduğumuz kötü haberler artık bizi sarsmıyor. Bir çocuğun ölümü, bir kadının çığlığı, bir işçinin ihmale kurban gitmesi… ‘Yine mi?’ deyip geçiyoruz. İçimiz belki bir an burkuluyor ama hayat akmaya devam ediyor.

Ne yazık ki bizlere böyle öğretildi: Devam et!

**

Oysa bazı şeyler vardır ki; insan, onlara alışmamalı. Çünkü alıştığında, içindeki en kıymetli şeyi –vicdanını- yavaş yavaş kaybeder.

Artık çok şeye sessiz kalıyoruz. Gürültüden yorulduk, tepki vermekten yorulduk, üzülmekten yorulduk. Ama bu yorgunluk susmayı haklı çıkarır mı? Susmak, olan biteni sıradanlaştırır mı? Sessizlik, yaşananları daha az acıtır mı?

Toplum olarak en büyük yanılgımız şu cümlede saklı: “Benim başıma gelmez.”

Ta ki gelene kadar…

O zaman anlıyoruz ki adaletsizlik, ihmal ve şiddet adres sormuyor.

Bugün başkasının kapısını çalan acı, yarın bizim zilimize basabiliyor.

**

Belki dünyayı bir anda değiştiremeyiz.

Ama her şeye de ‘normal’ demek zorunda değiliz. Unutmayın!

Bir şeye alışmak, onu doğru yapmaz. Sessiz kalmak, masum kılmaz. Görmezden gelmek, yok etmez. Bazen sadece rahatsız olmaya devam etmek bile bir duruştur.

Ve bazı zamanlarda en büyük cesaret, ‘Ben buna alışmayacağım’ diyebilmektir!