Son yıllarda takvimlere bakmak, bize sadece hangi ayda olduğumuzu söylüyor; dışarıda bizi nasıl bir havanın beklediği ise tamamen bir sürpriz paketi. Eskiden "Mart kapıdan baktırır" derdik ama, artık Mayıs ayında sıcaklıklar aniden düşüp üstüne bir de kar yağınca takvimler de şaşırdı biz de.
Hele ki, kimi uzmanlardan 'Haziran ayında bile kar yağabilir' tahminlerinin dile getirilmesi hayret verici bir durum. Şöyle bir araştırdım; geçmiş tarihlerde çok çok nadir de olsa yüksek kesimlere kar yağışı olmuş, bu yönde bilgiler mevcut. Ama haziran ayında da kar yağışı olabileceği yönünde tahminler çok ekstrem bir durum olarak öne çıkıyor.
Baharın o içimizi ısıtan, çiçek kokulu sabahlarına uyanmayı beklerken, bir de bakıyoruz ki dağların zirveleri beyaz gelinliğini yeniden giymiş. İnsan sormadan edemiyor: "Bu mevsimlerin ayarıyla kim oynadı?" Bilim insanları buna 'küresel iklim değişikliği' diyor, kimileri 'karbon ayak izi' diye ekliyor; daha uçtaki teorilere göre ise arka planda devasa makinelerin bulutları yönettiği iddialarına inanıyor.
Sebebi her ne olursa olsun, kesin olan bir şey var; Hava koşulları da artık tıpkı biz insanlar gibi bir günü bir gününü tutmaz hale geldi. Sabah neşeli bir güneşle uyanan gökyüzü, öğleden sonra melankolik bir sağanağa, akşam ise öfkeli bir rüzgara ve soğuğa bırakabiliyor yerini.
En çok da, havaların aniden ısınmasıyla kışlık giysileri kaldırıp yazlık kıyafetleri çıkarmayı düşünen ve tatil planları yapan, Ege kıyılarında güneşleneceği günleri hayal eden insanların kafası karmakarışık. Bu yaz gardroplar biraz altüst olacak gibi; Bir yanda incecik tiril tiril elbiseler, askılı tişörtler; diğer yanda `ne olur ne olmaz` diye kaldırılamayan o hırkalar ve kalın montlar.
Düşünsenize, sabah evden çıkarken aynada kendinize bakıyorsunuz; şık, ferah, dekolte sayılabilecek kadar iddialı ve yazı karşılayan bir kombinle sokaktasınız. Adımlarınız özgüvenli, güneş gözlükleriniz burnunuzun ucunda. Derken, öğle yemeği çıkışında hava birden 10-15 derece düşüveriyor, hava hatta yağmura dönüyor. O tiril tiril kıyafetlerin içinde titreyen, kollarını birbirine kavuşturup sığınacak bir köşe arayan şaşkın bir hale bürünüyor insan. "Sabah güneşin aldananıydım, şimdi yağmurun mağduruyum" bakışıyla. Havalar da biz insanlar gibi biraz değişik oldu.
Belki de, doğanın bize 'Plan yapma, anı yaşa' deme şekli bu. Öğrendiğimiz şekilde artık sadece dört mevsim değil de, sanki her gün kendi mevsimini yaşıyor gibi. Yazlıkları çıkarıp kışlıkları vakumlayarak kaldırmak, artık bir nevi risk almaya benzedi. İşe giderken ya da dışarı çıkarken akşamdan hazırladığın kıyafet hooop bir kenara, sabah sabah başka bir kombin yaratma son günlerde sıkça karşılaşılan bir durum oldu.
Şu zamanlarda gökyüzü bazen bizi düşündürüyor, bazen üşütüyor, bazen sıcak bastırıyor. Sanki bir 'sıcak soğuk' oyunu gibi. Geçmiş yıllarda bir hava durumu spikerinin bir söylemi vardı; 'Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun' diye.
Keyifli yaz günlerine kavuşmayı bekleye duralım, havalar ister kar yağdırsın ister güneş kavursun, yeter ki sizin mental sağlığınız iyi olsun. Çantamızda hırkayı, yüzümüzde gülümsemeyi ihmal etmediğimiz havamızın yerinde olduğu güzel günlere.