O sabah, uyandığında odanın sessizliği diğer günlerden daha ağırdı. Pencerenin kenarından içeri sızan ışık tanıdıktı, ama içini ısıtmıyordu.
Aynaya baktığında gördüğü yüz de hep aynıydı; yıllar boyunca taşıdığı çizgiler, tanıdık gözler… Ama bu kez içinde yanıt bekleyen bir ağırlık vardı. Kalbi, ertelenmiş bir konuşmanın kapısına dayanmış gibiydi.
Gece boyunca uyumamıştı. Aklında hep aynı soru geziniyordu:
“Ne oldu da hayat böyle aktı, ben bu kadar geride kaldım?”
Çocukluğun Sessiz Yankısı
Çocukluğunu düşündü. Küçük bir ev, biraz sessizlik, biraz kırgınlık… Hep aranılan ama pek bulunamayan bir sıcaklık. İçinde bir yerlere sıkışmış, anlaşılmayı bekleyen bir çocuk vardı o yıllarda. “Aferin” kelimesi az duyulmuş, sevgi çoğu zaman suskunluktan ibaret olmuştu.
Kendi kendine söz vermişti: “Ben böyle olmayacağım.”
Ama insan bazen en çok kaçtığı şeye dönüşmekten kendini alamaz.
Koşuşturmanın Yılları
Yıllar geçti, şehirler değişti, işler, sorumluluklar, mecburiyetler çoğaldı. Hep bir yerlere yetişme telaşı vardı. Hep bir beklentiyi karşılama çabası… Yüzünde bir gülümseme, içinde bitmeyen bir eksiklik.
Ne kadar insana dokunsa da, ne kadar başarı kazansa da, derinlerde bir boşluk hep yerinde duruyordu. Kişi, kendini kanıtlamaya çalışırken kendini tanımayı unutmuştu.
Aşk konusunda da temkinliydi. Sevmekten çok kırılmaktan korkuyordu. İnsanlara yaklaşmasına izin vermedi, yaklaşanları ise küçük bahanelerle uzaklaştırdı. Kalbini koruduğunu sanırken onu en çok yıpratan yine kendisiydi.
Kırılma Anı
O sabah gelen bir mesaj her şeyi değiştirdi:
“Bugün onu toprağa veriyoruz. Gelmek istersen…”
Bir zamanlar “tamam” dediği kişiydi bu. Yanında huzur bulduğu, ama söyleyemedikleri yüzünden kaybettiği biri… Yıllar önce sessizce uzaklaşmıştı o kişi. Şimdi ise yoktu.
Kişinin içinde bir şey koptu.
Yıllarca söyleyemediği cümlelerin ağırlığı bir anda gerçek oldu.
Hayat bazen insanı, yüzleşmeye mecbur bırakarak öğretir.
Derin Yüzleşme
Cenazeden dönüşte eve girdiğinde omuzları ağırdı. Sessizce oturdu. Kendi kendine ilk kez bu kadar açık sordu:
“Ben ne yaptım bu zamana kadar?”
Şunu fark etti:
Yıllarca güçlü görünmeye çalışırken içindeki yaralara hiç bakmamıştı.
Sevmekten korkmuş, söylemekten çekinmişti.
Kendi duygularını hep ertelemiş, “sonra” demişti.
Kendinden kaçarken en çok kendini yormuştu.
Bir defter açtı ve ilk cümleyi yazdı:
“Ben artık kendimden kaçmayacağım.”
Sessiz Bir Başlangıç
Ertesi sabah pencereyi açtığında içeri dolan hava farklı hissettirdi. Belki de değişen hava değildi, kendisiydi. Kalbinin uzun süredir taşıdığı karanlık ilk kez biraz hafiflemişti.
Artık biliyordu:
Geçmişe dönemezdi ama onun altında ezilmeyi bırakabilirdi.
Sevgi söylemekten kaçtığı bir şey olmamalıydı.
Korkmak insanı engellese de, cesaret bazen küçük bir nefesle başlardı.
Ertelemek, hayatın en sessiz kaybıydı.
Ve belki en önemlisi…
Hayat, insan gerçekten kendisiyle yüzleştiğinde başlıyordu.
Kişi o gün kendi hikâyesinin yeni bir sayfasını açtı.
Bu kez başkaları için değil…
Kendisi için.
Ve yıllardır hiç duymadığı bir cümlenin hakikatini nihayet hissetti:
“Hiçbir şey için geç değil.”