Eskiden ateştirm.
Her yangına su taşırdım.
Başkası üşümesin diye,
Kendimi yakardım.
Şimdi rüzgarım. Sadece eseceğim yeri seçiyorum.
Durup bakıyorum önce;
Yorulmaya değer mi?
Bu ateş beni de küle çevirir mi?
Eskiden 'biz' vardı.
Herkesin derdi, benim derdimdi.
Birileri kırılmasın diye,
Ben bin parçaya bölünürdüm.
Şimdi 'ben' varım. Parçalarımı topladım.
Kimse darılmasın diye değil,
Ruhum daralmasın diye yaşıyorum.
Eksileni yerine koymayı öğrendim.
Eskiden koştururdum.
Hayatın hızına, el alemin lafına.
Her çağrıya bir cevap,
Her beklentiye bir 'evet'im vardı.
Şimdi duruyorum. Faydası ne diyorum kendime?
Bu yük benim mi?
Bu yol benim yolum mu?
Varmak istediğim yer burası mı?
Eskiden beklerdim.
Anlaşılmayı, sevilmeyi, görülmeyi.
Onayı başkasında arar,
Kendi kıymetimi başkasına sorardım.
Şimdi biliyorum. Kendi gölgemle barıştım.
Başkası ne der diye değil,
Ben ne hissediyorum diye bakıyorum.
Eskiden kapım hep aralıktı.
Gelen buyurur, giden iz bırakırdı.
Her hikayeye figüran,
Her yaraya merhem olurdum.
Şimdi kapım kilitli.
Sadece anahtarı hak edene değil,
İçerideki huzuru bozmayana açıyorum.
Eskiden sesim çok çıkardı.
Haklılığımı ispat için yorulurdum.
Anlatınca düzelir,
Susunca kaybederim sanırdım.
Şimdi susuyorum.
Anlamayana kelime harcamak,
Karanlığa mum yakmak gibi.
Artık haklı çıkmayı değil,
Huzurlu kalmayı seçiyorum.
Eskiden fedakarlık derdim.
Kendimden verince büyürüm sanırdım.
Başkalarının memnuniyeti,
Benim kimliğim olmuştu.
Şimdi bedel diyorum.
Her 'evet'in benden ne götürdüğüne bakıyorum.
Faydası ne diye soruyorum;
Bu çaba kime, bu yorgunluk niye?
Eskiden kalabalıktım.
Herkesle dost, her masada yerim vardı.
Yalnızlık korkusuyla,
Yabancı yüzlere sığınırdım.
Şimdi tenhayım.
Kendi sessizliğimle barıştım.
Kalabalığın gürültüsündense,
Yalnızlığın netliğini seviyorum.
İnsan büyüdükçe dış dünyayı fethetmekten vazgeçip, kendi iç sınırlarını korumaya odaklanıyor. Eskiden iyi insan olmayı herkesi mutlu etmek sanırdık; şimdi ise iyi bir ben olmanın yolunun, gereksiz yüklerden kurtulmak olduğunu biliyoruz. Duygusal bir kopuş değil bu, sadece bir öncelik değişimi.
İnsan zamanla eksilmiyor, aslında demleniyor. Eskiden dünyayı kurtarmaya çalışırken kendimizi kaybediyorduk. Şimdi ise kendimizi kurtarmanın, dünyayı kurtarmakla eşdeğer olduğunu anlıyoruz.
Bu bir vazgeçiş değil, bir farkındalık. Kendi sınırlarını çizmek bencillik değil; hayatın gürültüsünde kaybolmamak için atılan en cesur adımdır. Çünkü insan, ancak kendi içinde huzurluysa başkasına gerçekten ışık olabilir. Bu bir özgürleşme hikayesidir.