Köyün birinde muhtar köy kahvesinde otururken birden silah patlar kahvedekiler sandalyeleri devirip masaların üzerinden telaşla kahveden fırlayarak çıkarlar. Muhtarın oğlu çeşme başında ki Koca Çınarda gördüğü Alikabak Kuşunu (Alakarga, halk arasında Alakabak, Alikabak derler) vurmak için evden aldığı babasının tüfeği ateşlemiştir. Muhtar koşar oğlunun elinde ki tüfeği alır kulağından tutuğu gibi eve götürür.
Sorar oğluna “oğlum nedir derdin? Burası köy yeri birine gelir, hem sen nereden buldun bu tüfeği ben saklamıştım” dese de çocuk “kuşun çok güzel renkleri vardı baba dayanamadım vurup yakından göreyim hem de resmini yaparım dedim” der.
Muhtar oğluna “bir daha tüfeği aldığını görürsem jandarmaya veririm seni” diye korkutur ama muhtar da Alikabağın renklerini merak eder, her ne kadar kuşu bilse de yakından hiç bakmamıştır. Kuşu vuracak değil ya, telefondan internetten bakar kuşun fotoğrafını bulur ve kuşu incelemeye başlar
Telefonda: Alakarga (veya yöresel adıyla Alakabak), genellikle kanatlarında turkuaz mavisi, siyah ve beyaz renklerin bir arada bulunduğu, gövdesi ise grimsi-kahverengi tüylerle kaplı dikkat çekici bir kuştur. Kanatlarındaki parlak turkuaz mavisi ve siyah çizgili bölgeler en belirgin renk özellikleridir. Kanatlarındaki turkuaz mavisi şeritler, uçuşta veya kanatlar açıkken belirgin bir şekilde görülür açıklamasını okur.
Oğluna bunu söyleyip söylemekte tereddüt eder. Bu olaydan yani çocuğunu eve kapattık sonra kahveye döner olanları kahvedekilere anlatır. Birçoğu Alikabağı bilseler de renklerini merak ederler o güne kadar hiç dikkat etmemişlerdir. Kuşu vurmuşsa getir bakalım biz de görelim derler. Muhtar çocuk akıllı kahvedekilere gülerek “yahu siz çocuk musunuz kuşu vurmak mı gerekir bak telefonuna gör renklerini, ben baktım ama kuşun can alıcı dikkat çeken kanatlarında çizgili şerit gibi duran bir renk var. Mavi mi? Turkuaz mı? Pek anlayamadım. Siz ne dersiniz?” diye kahvedekilere sorar hep beraber bakarlar telefonda ki Alikabak kuşuna. Birçoğu Turkuazın ne renk olduğunu bilmez “mavi, baksana, hem de masmavi derler.
Köyün delisi tüm olanları sakinlikle köşesinden sessizce izlerken masmaviyi duyunca birden ayağa kalkar. Elini kulağına götürür. Yanık bir sesle:
Yıllardır bir özlemdi
Yanıp durdu bağrımda
Tam ümidi kesmişken
Onu gördüm karşımda
Mavi mavi masmavi
Gözleri boncuk mavi
Bir gördüm âşık oldum
Şu gelen kimin yarı
Hayat denen bu yolda
Yürürken adım adım
Mutluluğu ararken
Birden ona rasladım.
O gün Alikabağın rengi turkuaz mıydı yoksa mavi mi, kimse çözemez ama köy kahvesi uzun zamandır bu kadar neşeli bir türküye şahitlik etmemiştir. Kahvedekiler gülerek hep bir ağızdan köyün delisine katılıp türküyü birlikte söylerler.