Bugün 28 Ekim… Takvimler, bizi yarın kutlayacağımız büyük bayramın arifesine getiriyor. Sokaklarda bayramın heyecanı, yüreklerde tarifsiz bir gurur var.

Çünkü yarın sıradan bir gün değil; bir milletin kendi kaderine sahip çıktığı, özgürlüğünü ve geleceğini kendi ellerine aldığı büyük bir tarihî dönüm noktasının yıl dönümü.

29 Ekim 1923…

Bu tarih, yalnızca bir yönetim biçiminin ilan edildiği gün değildir. Aynı zamanda bir milletin yeniden ayağa kalkışının, bağımsızlık iradesinin ve aydınlık yarınlara duyduğu inancın simgesidir. Cumhuriyet, yokluklar içinden doğan bir umudun, büyük fedakârlıklarla kazanılan bağımsızlığın ve ortak bir geleceğe duyulan inancın adıdır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bir milletin esareti kabul etmeyeceğini bütün dünyaya göstermiştir. Kurtuluş Savaşı'nın ardından kurulan Cumhuriyet, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ederek Türk milletine yeni bir ufuk açmıştır.

Aradan geçen yıllar, Cumhuriyet'in anlamını azaltmadı; aksine onu her kuşak için yeniden düşünülmesi gereken büyük bir sorumluluğa dönüştürdü.

Peki, bugün Cumhuriyet'i kutlamak ne demektir?

Yalnızca bayraklarımızı balkonlara asmak, meydanlarda törenlere katılmak, marşlarımızı coşkuyla söylemek midir? Elbette bunlar, millî hafızamızın ve ortak sevincimizin değerli parçalarıdır. Ancak Cumhuriyet'i yaşatmak, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır.

Cumhuriyet'i yaşatmak; çocukların korkmadan hayal kurabildiği, gençlerin umutla geleceğe bakabildiği, kadınların hayatın her alanında eşit haklarla yer alabildiği, emeğin değer gördüğü ve adalet duygusunun güçlendiği bir ülke için çalışmaktır.

Cumhuriyet'i yaşatmak; farklı düşüncelere rağmen aynı vatanın geleceği için ortak bir zemin bulabilmek, birbirimizi anlamaya çalışmak ve toplumsal dayanışmayı diri tutmaktır.

Çünkü bir ülkenin gerçek gücü yalnızca sınırlarıyla, ekonomisiyle ya da sahip olduğu imkânlarla ölçülmez. O ülkenin insanlarına sunduğu umut, adalet ve fırsatlarla da ölçülür.

Cumhuriyet, geçmişten devraldığımız kıymetli bir miras olduğu kadar geleceğe karşı taşıdığımız bir görevdir de.

Bugün 28 Ekim'de, yarının bayramına hazırlanırken kendimize şu soruyu sormalıyız: Cumhuriyet'in bize bıraktığı değerleri gelecek kuşaklara daha güçlü biçimde aktarabilmek için ne yapıyoruz?

İşimizde dürüst davranıyor muyuz? Çocuklarımızın eğitimine gereken önemi veriyor muyuz? Farklılıklarımızı bir ayrışma sebebi değil, birlikte yaşamanın doğal bir parçası olarak görebiliyor muyuz? Ülkemizin gelişmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getiriyor muyuz?

Bu soruların cevapları, Cumhuriyet'e bağlılığımızın gündelik hayattaki karşılığını oluşturuyor.

Yarın 29 Ekim. Evlerimizde, okullarımızda, meydanlarımızda ve kalplerimizde Cumhuriyet coşkusunu yaşayacağız. Türk bayrağının kırmızısında bağımsızlığın bedelini, ay yıldızında ortak kaderimizi, Cumhuriyet'in ışığında ise geleceğe dair umudumuzu göreceğiz.

Unutmayalım ki Cumhuriyet, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer değildir. Her gün yeniden emek verilmesi, korunması ve geliştirilmesi gereken ortak değerimizdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

Cumhuriyetimizin ışığı hiç sönmesin; bağımsızlık, demokrasi, adalet ve umut, bu ülkenin semalarında daima parlasın.

Çünkü Cumhuriyet, bir milletin yalnızca dününü değil, yarınını da aydınlatan en büyük eseridir.