İnsan, biraz da alışkanlıklarından ibarettir. Sabah gözümüzü açtığımızda yaptığımız ilk şeyden, gece uyumadan önce zihnimizden geçirdiğimiz son düşünceye kadar hayatımızın önemli bir bölümü, üzerinde fazla düşünmeden gerçekleştirdiğimiz davranışlardan oluşur.
Aynı yoldan gider, aynı koltuğa oturur, aynı insanlara aynı cümlelerle cevap verir, canımız sıkıldığında aynı şeylere yöneliriz. Bazen bir alışkanlığın içinde yaşadığımızı, ancak ondan kurtulmaya çalıştığımızda fark ederiz.
Çünkü alışkanlıklar sessizdir.
Kendilerini çoğu zaman bir karar gibi göstermezler. “Bunu yapmaya karar verdim” demeyiz. Sadece yaparız.
Bir süre sonra da yaptığımız şey, kim olduğumuzla birbirine karışmaya başlar.
“Ben zaten böyleyim.”
Belki de alışkanlıklardan kurtulmanın önündeki en büyük engel budur: Bir davranışı, karakterimizin değişmez bir parçası sanmak.
Oysa insanın en önemli özelliklerinden biri değişebilmesidir.
Kötü alışkanlıklardan söz edildiğinde aklımıza hemen sigara, aşırı telefon kullanımı, düzensiz beslenme, erteleme ya da gereğinden fazla çalışmak gelebilir. Bunların hepsi önemli. Fakat alışkanlık dediğimiz şey yalnızca yaptıklarımızdan oluşmaz.
Düşünme biçimlerimizin de alışkanlıkları vardır.
Her eleştiriyi kişisel saldırı olarak görmek, başarısız olduğumuzda kendimize acımasız davranmak, sürekli en kötü ihtimali düşünmek, başkalarının hayatını kendi hayatımızla karşılaştırmak, bir sorun çıktığında hemen vazgeçmek...
Bunların bir kısmı da zaman içinde otomatikleşir.
İnsan yalnızca davranışlarına değil, kendi hakkında kurduğu cümlelere de alışır.
“Ben beceremem.”
“Ben böyleyim.”
“Benden bir şey olmaz.”
“Artık çok geç.”
Bu cümleler tekrarlandıkça düşünce olmaktan çıkıp hükme dönüşür.
Belki de değiştirmemiz gereken ilk alışkanlık, kendimiz hakkında verdiğimiz bu kesin kararlardır.
Peki alışkanlıklardan kurtulmak neden bu kadar zordur?
Çünkü alışkanlıkların yalnızca davranış tarafı yoktur. Duygularla, ortamlarla, insanlarla ve zamanlarla bağlantıları vardır.
Canımız sıkılır ve telefona uzanırız.
Kaygılanırız ve sürekli bir şeyler yemeye başlarız.
Yoruluruz ve ertelemeye sığınırız.
Kendimizi yalnız hissederiz ve bizi oyalayacak bir şey ararız.
Yani çoğu zaman ortadan kaldırmaya çalıştığımız davranış, aslında başka bir ihtiyacın üzerini örtüyordur.
Bu nedenle bir alışkanlığı yalnızca “yapmayacağım” diyerek bırakmaya çalışmak çoğu zaman yeterli olmaz.
Çünkü insanın önünde bir boşluk oluşur.
Ve o boşluk doldurulmadığında eski alışkanlık geri döner.
Belki de değişimin daha gerçekçi yolu, “Bunu bir daha yapmayacağım” demekten çok “Bunun yerine ne yapacağım?” sorusunu sormaktır.
Bir alışkanlığı değiştirmek, kendimizle savaşmak anlamına gelmek zorunda değil.
Hatta sürekli savaş halinde olmak değişimi daha da zorlaştırabilir.
Çünkü insan kendisini düşman ilan ettiğinde, en küçük başarısızlık bile yenilgi gibi görünür.
Bir gün planımıza uyamayız.
Bir gece yine saatlerce telefonla oyalanırız.
Bir hafta boyunca ertelediğimiz işe yeniden dokunamayız.
Sonra zihnimiz hemen o tanıdık cümleyi söyler:
“Gördün mü? Sen değişemezsin.”
Oysa bir davranışın yeniden ortaya çıkması, bütün çabanın boşa gittiği anlamına gelmez.
Değişim çoğu zaman düz bir çizgi değildir.
İnsan bazen ilerler, bazen durur, bazen eski alışkanlığına geri döner. Önemli olan hiç tökezlememek değil, tökezlediğinde bunu kendisi hakkında nihai bir karara dönüştürmemektir.
Bir hata, kimlik değildir.
Bir geri dönüş, bütün yolun kaybedildiği anlamına gelmez.
Belki de alışkanlıklardan kurtulmanın en güçlü yollarından biri, hayatımızdaki küçük otomatiklikleri görünür hale getirmektir.
Telefonu neden elimize aldığımızı fark etmek.
Ne zaman gereksiz yere yemek yediğimizi gözlemlemek.
Hangi insanların yanında kendimizi sürekli savunma ihtiyacı hissettiğimizi anlamak.
Hangi saatlerde daha çok ertelediğimizi görmek.
Hangi düşüncelerin tekrar tekrar zihnimize geldiğini fark etmek.
Çünkü fark etmek, değiştirmek değildir ama değişimin kapısını açar.
İnsan görmediği şeyi değiştiremez.
Bir de şu yanılgı var:
Her şeyi bir anda değiştirmek.
Pazartesi yeni bir hayat başlatmak.
Sabah beşte kalkmak, iki saat spor yapmak, sağlıklı beslenmek, kitap okumak, telefon kullanımını azaltmak, bütün işleri zamanında yapmak...
İlk birkaç gün insan kendisini yenilmez hissedebilir.
Sonra hayat normal seyrine döner.
Bir iş çıkar, uykusuz kalınır, moral bozulur, plan aksar.
Ve büyük değişim projesi birkaç gün içinde eski haline döner.
Belki de sorun irademizin zayıf olması değildir.
Belki hedeflerimizi hayatımızın gerçekliğiyle bağlayacak kadar küçük adımlar atmayı öğrenememişizdir.
Çünkü kalıcı değişim çoğu zaman gösterişli değildir.
Bir gün on dakika yürümektir.
Bir bildirim daha az açmaktır.
Ertelediğimiz işi yalnızca beş dakika başlatmaktır.
Uyumadan yarım saat önce telefonu kenara koymaktır.
Kendimize yönelttiğimiz sert bir cümleyi fark edip onu değiştirmektir.
Küçük görünürler.
Ama tekrarlandıklarında insanın hayatının yönünü değiştirebilirler.
Aslında alışkanlıklardan kurtulmak biraz da geçmişteki kendimizle vedalaşmaktır.
Fakat bu vedanın öfkeyle yapılması gerekmez.
Çünkü o alışkanlığı edinmiş olan insan da bizdik.
Belki o davranışın bize bir dönem gerçekten faydası oldu.
Belki bizi bir sıkıntıdan uzaklaştırdı.
Belki yalnızlığımızı azalttı.
Belki stresle baş etmenin bildiğimiz tek yoluydu.
Belki çocukluğumuzdan, ailemizden, çevremizden öğrendik.
Bugün artık bize iyi gelmediğini fark etmiş olabiliriz.
Bu, geçmişteki halimizi küçümsememizi gerektirmez.
İnsan bazen kendisini değiştirebilmek için önce kendisini anlamak zorundadır.
Sonunda mesele yalnızca kötü bir alışkanlığı bırakmak değildir.
Mesele, hayatımızı ne kadarının gerçekten bizim seçimimiz olduğunu fark etmektir.
Çünkü alışkanlıklar hayatı kolaylaştırır; ama fazla güçlendiklerinde hayatı bizim yerimize yaşamaya başlayabilirler.
Aynı düşünceler.
Aynı tepkiler.
Aynı korkular.
Aynı ertelemeler.
Aynı kaçışlar.
Aynı cümleler.
Sonra yıllar geçer ve insan dönüp kendisine şu soruyu sorar:
“Ben gerçekten böyle mi yaşamak istedim, yoksa sadece alıştığım için mi böyle yaşadım?”
Belki değişimin başladığı yer tam da bu sorudur.
Çünkü insanın hayatını değiştirmesi her zaman büyük kararlarla başlamaz.
Bazen yalnızca bir şeyi ilk kez otomatik olarak yapmamayı seçmesiyle başlar.
Telefonu eline almamak.
Öfkeyle cevap vermemek.
Ertelememek.
Kendine kötü konuşmamak.
Eski bir korkunun peşinden gitmemek.
Ve belki ilk kez, yıllardır yaptığı bir şeyi yapmadan birkaç dakika durabilmek.
O birkaç dakika küçüktür.
Ama insanın kendi hayatına yeniden sahip çıkması bazen tam olarak böyle küçük bir yerde başlar.