Henüz güneş doğmamış... Sokak lambalarının aydınlattığı caddelerde, uykusunu tam alamamış insanlar yollara düşmüş.

Kimi ekmek parasının peşinde, kimi okulunun yolunda, kimi de evine bir lokma ekmek götürebilmenin telaşında...

Şehrin üzerine henüz gece çökmüş gibi. Ama hayat çoktan başlamış.

Bir annenin elinden tuttuğu çocuğu, sırtında çantasıyla karanlık sokaklarda okula gidiyor. Bir işçi, soğuk sabah ayazında servisini bekliyor. Bir memur, bir esnaf, bir fabrika çalışanı... Hepsinin ortak bir kaderi var: Güneş doğmadan güne başlamak, karanlıkta yürümek...

Peki neden?

Çünkü saatler geri alınmıyor!

Yıllardır tartışılan, milyonlarca insanın günlük yaşamını doğrudan etkileyen bu uygulamanın bedelini her sabah erkenden yola çıkan insanlar ödüyor.

Saatler aynı kalıyor ama hayatın ritmi değişiyor. Çocuklar gün ışığını görmeden okula gidiyor, çalışanlar karanlıkta işbaşı yapıyor. İnsanlar güne başlarken güneşi değil, sokak lambalarını görüyor.

Elbette enerji tasarrufu, elektrik tüketimi ve ekonomik hesaplar bu tartışmanın bir boyutu. Ancak bir konunun yalnızca ekonomik tarafından bakmak yeterli mi? İnsan sağlığı, güvenliği, çocukların eğitim hayatı ve toplumun günlük yaşamı da bu hesabın içinde olmalı değil mi?

Sabah karanlığında okul yoluna düşen bir çocuğun güvenliği ne kadar önemliyse, işe yetişmek için henüz ortalık aydınlanmadan yola çıkan bir işçinin güvenliği de o kadar önemli.

Düşünün...

Kış aylarında saat sabahın yedisini gösteriyor. Ama dışarıda hâlâ gecenin karanlığı var. Anne babalar çocuklarını okula gönderirken gözleri arkalarında kalıyor. Servis bekleyen öğrenciler, duraklarda bekleyen çalışanlar, karanlık yollarda yürüyen insanlar...

Bir de işin psikolojik tarafı var. İnsan güne karanlıkta başladığında, gün ışığını görmeden saatlerce çalıştığında, bunun günlük yaşamına nasıl yansıdığını da konuşmak gerekiyor.

Bizim derdimiz sadece saatin kaç olduğu değil. Bizim derdimiz, insanların hayatının kaçta başladığı...

Bir saat uygulaması, milyonlarca insanın yaşamını etkiliyorsa bunun sonuçları da ciddiyetle değerlendirilmelidir. Enerji politikaları yapılırken vatandaşın güvenliği, çocukların okul yolculuğu ve çalışanların yaşam koşulları göz ardı edilmemelidir.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Saatler değişmesin diye ısrar ederken, insanların hayatından neler eksiltiyoruz?

Kimileri için bu sadece bir saat meselesi olabilir. Ama sabahın karanlığında çocuğunu okula gönderen bir anne için mesele çok daha büyük. Henüz gün ağarmadan evinden çıkan bir işçi için de öyle...

Unutmayalım; hayat sadece mesai çizelgelerinden, enerji tablolarından ve ekonomik hesaplardan ibaret değil.

Hayat insandır. Çocuktur. Emektir. Güvenliktir.

Ve her insanın güne sağlıklı, güvenli ve insanca koşullarda başlama hakkı vardır.

Güneş doğmadan yollara düşen milyonlarca insanın sesi duyulmalı artık.

Çünkü onlar her sabah sadece işe ya da okula gitmiyorlar...

Onlar, karanlığın içinden aydınlığa ulaşmaya çalışıyorlar.

Ve biz hâlâ aynı sorunun cevabını arıyoruz:

Saatler geri alınmıyor... Peki insanların hayatı neden hep karanlıkta başlıyor?