Manisa’da gökyüzü yavaş yavaş rengini değiştiriyor. Güneşin sıcak yüzünü biraz daha az gösterdiği, bulutların şehrin üzerine çöktüğü, yağmurun sokaklara düşmeye başladığı günlerdeyiz. Anlaşılan o ki kış, kapıyı çalmaya başladı.
Yağmur yağıyor Manisa’da…
Kimi için işe giderken yaşanan bir telaş, kimi için şemsiyesini evde unuttuğuna hayıflanmak, kimi için de pencerenin önünde oturup bir bardak çay eşliğinde yağmuru seyretmek demek bu. Oysa yağmur, yalnızca gökten düşen damlalardan ibaret değil. Yağmur biraz bereket, biraz umut, biraz da insanın kendi içine dönmesidir.
Şehrin caddelerinde araçlar farlarını yakıyor, kaldırımlarda insanlar adımlarını hızlandırıyor. Esnaf dükkânının önündeki suyu süpürüyor, bir başkası kapısının önüne sandalyesini çekip gökyüzünü seyrediyor. Manisa’nın günlük telaşı sürüp giderken mevsim bize sessizce bir şey hatırlatıyor: Her şeyin bir zamanı var.
Yazın sıcağını, güneşin kavurduğu günleri geride bırakıyoruz. Şimdi yağmurun, serin havanın ve akşamları erkenden çöken karanlığın zamanı.
Peki, biz kışa ne kadar hazırız?
Elbette mesele yalnızca montları dolaptan çıkarmak, şemsiyeleri kapının yanına koymak değil. Yağmur başladığında aklımıza yollar gelmeli, kaldırımlar gelmeli, yağmur suyu giderleri gelmeli. Her yıl aynı mevsim değişimini yaşıyoruz. Yağmurun ne zaman yağacağını bilemeyebiliriz ama yağmurun geleceğini biliyoruz.
Öyleyse neden her yağışta aynı telaşı yaşayalım?
Biriken sular, tıkanan mazgallar, kayganlaşan yollar ve ulaşımda yaşanan sıkıntılar kaderimiz olmak zorunda değil. Kış gelmeden alınacak önlemler, yağmurun bereketini gölgeleyen sorunların önüne geçebilir. Belediyelerimize, ilgili kurumlarımıza ve elbette biz vatandaşlara düşen sorumluluklar var.
Çünkü şehir dediğimiz yer, sadece binalardan ve yollardan ibaret değil. Şehir, içinde yaşayan insanların huzuruyla, güvenliğiyle ve birbirine gösterdiği özenle güzelleşir.
Bir de işin görünmeyen tarafı var…
Yağmur, toprağa düşerken çiftçinin yüzünü güldürür. Barajlara, göletlere, derelere umut taşır. Kurak geçen günlerin ardından gökyüzünden gelen her damla, toprağın susuzluğuna bir cevap olur. Hele ki geçimini topraktan sağlayan insanlarımız için yağmurun kıymeti başkadır.
Manisa, bereketli topraklarıyla, üzümüyle, zeytiniyle, tarımıyla yaşayan bir şehir. Bu nedenle yağmurun her damlası, sadece bugünün değil, yarının da meselesidir.
Tabii yağmurun fazlasının da zarar verebileceğini unutmamak gerekiyor. Bereket ile afeti birbirinden ayıran şey bazen alınan önlemler, bazen de doğaya karşı gösterdiğimiz dikkattir.
Şimdi önümüzde uzun bir sonbahar ve kış dönemi var. Sabahları daha kalın giyineceğiz, akşamları evlerimize biraz daha erken çekileceğiz. Sıcak bir çorbanın, demli bir çayın, ailece geçirilen bir akşamın değerini belki de daha iyi anlayacağız.
Belki yağmur altında yürürken başımızı kaldırıp gökyüzüne bakacağız. Belki bir damlanın cama düşüşünü dinlerken unuttuğumuz birini hatırlayacağız.
Hayatın koşturmacası içinde çoğu zaman fark etmediğimiz güzellikler, bazen böyle küçük anlarda karşımıza çıkar.
Manisa’da kış yüzünü göstermeye başladı. Yağmur yağıyor, hava serinliyor, mevsim değişiyor.
Bize düşen ise hem bu mevsimin güzelliklerinin tadını çıkarmak hem de kışın getireceği şartlara hazırlıklı olmak.
Unutmayalım; yağmur yağmadan toprak yeşermez, emek verilmeden de şehirler güzelleşmez.
Kış kapımızda. Dilerim bu kış Manisa’ya bereket, sofralarımıza bolluk, gönüllerimize huzur getirsin.
Yağmurumuz bol, bereketimiz daim olsun Manisa…