Bazen salarız akıştaki yerimizi, gözyaşlarımızı, düşüncelerimizi… Çünkü hayat tekdüze değildir. Bazen o kadar sıradandır ki birçok işimizi otomatik pilotta hallederiz. Ama bazen geldi mi üst üste gelir her şey. Hatta kendimizi ne kadar da şanssız hissederiz.
Çamur ayağımıza bulaşır, kafamızı çarparız, otobüsü kaçırırız. Bir süre sonra yaşadığımız şey değil, onun içimizde bıraktığı yankı bütün bedeni kaplar.
Bir kitapta okumuştum:
“Ellerin depresyonda mı? Kulakların depresyonda mı?”
Gülmüştüm. Elbette değiller.
O zaman depresyonda hissetmeyen yerimizi fark ettiğimizde, farkındalığımızı biraz da oradan yükseltsek?
Çığlık atmadan. Büyük kararlar vermeden. Sakin adımlarla.
Ellerimi çalıştırıp bir şey üretebilirim mesela. Bir enstrüman çalabilirim, resim yapabilirim. Belki güzel bir yemek hazırlayabilirim. Belki çıkış yolunu hemen bulamam ama ellerimin hâlâ bir şey üretebildiğini fark edebilirim.
Kulağımı veririm müziğin, rüzgârın, eskicinin sesine. Gün batımının renklerini seyrederim.
Sahi, bir gün batımında kaç renk olduğunu izledin mi daha önce?
Yakalamaya çalıştığım şey büyük bir çıkış kapısı değil aslında. Aralık kalmış küçücük bir kapı sadece.
İnsan bir anda iyileşmez belki. Belki önce içindeki o küçük ışığı fark etmelidir.
Ellerimle bir fincanı hâlâ tutabiliyorsam, ağzımdaki tadı hissedebiliyorsam, her sabah yaptığım küçük bir şeyi hâlâ yapabiliyorsam bunları küçümsememeliyim.
Bunların hiçbiri büyük şeyler değil. Belki tam da bu yüzden yapılabilir şeyler.
Çünkü insan bazen kendisinden çok büyük şeyler bekliyor:
“Bir an önce toparlanmalıyım.”
“Eski hâlime dönmeliyim.”
“Güçlü olmalıyım.”
Bunların hepsi bir başka yük olup oturuyor omuzlarına.
Oysa belki o gün yapılabilecek tek şey duş almak. Pencereyi açmak. Bir şarkıyı sonuna kadar dinlemek. Çayı biraz daha yavaş içmek. Ya da birine, “Bugün pek iyi değilim.” diyebilmek.
Elbette depresyon, güzel bir gün batımı izleyince geçen bir şey değil. Bir resim yapmak ya da yürüyüşe çıkmak da gerektiğinde alınacak profesyonel desteğin yerini tutmaz.
Ama belki iyileşmeyi yalnızca büyük bir kapının ardında aramamak gerekir.
Belki bazen küçük açıklıklardan sızar hayat.
Bir elden.
Bir sesten.
Bir renkten.
Bir adımdan.
İnsan karanlığın içindeyken bütün dünyanın karanlık olduğunu sanabiliyor.
Oysa belki bütünüyle karanlık değilizdir.
Belki içimizde hâlâ hayata cevap veren küçücük bir yer vardır.
Ve bugün kendime sadece şunu sorsam:
Bugün içimde hâlâ ne canlı?