Neden çığlık atar insan? Sadece sesini duyurmak için mi? Acıdan mı?
Ne olursa olsun, bağırdığın zaman duyulacağını sanıyorsun. Ama yanılıyorsun.
Nilgün Marmara’ya yakın hissettiğim zamanlar olmuştur bu yüzden. Şair olan bu insan, şiirlerinde ve sözlerinde hep çığlık atmış. Ama en yakınları onu duymamış.
“Uçurumlar var diyorum,
İnsanla insan arasında,
Kendiyle kendi arasında”
Görülmek ve duyulmak, biz sosyal canlıların en büyük ihtiyaçlarından biridir. Bunlar yaşanmalı ki insan kendini gerçekleştirebilsin.
Zihnimiz yorgunken paylaşmak istediğimiz her şey kabından taşar. Seni anlayan, dinleyen insanlara ihtiyaç duyarsın. Mutluyken yaşadığın coşku paylaşılmak ister. Çünkü duygular paylaşılmaz veya dönüştürülmezse sıkıntı başlar. İnsan yalnızlaşır.
Bazen insan yardım istemeyi bile sessizce yapar. Bir mesajı defalarca yazıp siler, birinin “Nasılsın?” diye sormasını bekler. Kalabalıkların içinde susar; çünkü anlatırsa yük olacağını, anlaşılmayacağını ya da küçümseneceğini düşünür. Oysa sessizlik her zaman iyilik hâli değildir. Bazen söylenemeyenlerin, duyulmayanların ve ertelenen yardım çağrılarının biçimidir.
Bu yüzden çevremizdeki insanların yalnızca söylediklerine değil, susuşlarına da kulak vermek gerekir. Her zamankinden daha içine kapanık olan, görüşmelerden uzaklaşan, sürekli “İyiyim” deyip gözlerini kaçıran birinin yanında olmak, büyük cümleler kurmayı gerektirmez. Bazen yargılamadan dinlemek, “Buradayım” demek ve gerçekten nasıl olduğunu sormak yeterlidir.
Yardım istemek zayıflık değildir. İnsan, kendi acısını tek başına taşımak zorunda olmadığı için yardım ister. Bazen bir dosta, bazen bir uzmana, bazen de yalnızca güvenli bir omuza ihtiyaç duyar. Önemli olan, sessizliğin ardındaki sesi fark edebilmek ve o sese karşılık verebilmektir.
Çünkü bazı insanlar çığlık atmaz. Sadece biraz daha yavaş konuşur, biraz daha uzun susar ve içinden, kimsenin duymayacağını düşünerek “Beni fark eden biri var mı?” diye sorar.