Dünya üzülmek için çok müsait bir durak.
Gördüğümüz, okuduğumuz olaylar dışında, ilişkilerimiz bile bazen kalbimizi yakıyor. Bir söz, bir gidiş, bir susuş… Bazen de hiç beklemediğimiz bir anda eksiliyor içimizden bir şeyler.
Bu kadar kalp kırıklığına rağmen neden devam ediyoruz?
Belki de ölmediğimiz için.
Belki yaşamaya devam etmek işin normal olanı.
Belki de bütün bunların arasında güzel şeylerin de oluyor olması yüzünden.
Kim bilir kaç kere kırıldı kalbimiz? Kaç kere geceler gündüze, gündüzler geceye karıştı? Kaç saat aynı meseleyi düşündük, kaç farklı açıdan inceledik? O kadar felsefi, psikolojik konuşmanın, dost sohbetinin ve biraz da dedikodunun ardından en sonunda “Amaan!” deyip çıkmadık mı işin içinden?
Sonra?
Uçmadık mı yeni umutlara?
Bir sabah kalkıp yeniden hazırlanmadık mı? Yeni insanlarla tanışmadık mı? Yeniden gülmedik, heyecanlanmadık, bir şeyleri merak etmedik mi?
Demek ki görünmez kanatlarımız var bizim.
Çünkü nasıl devam ediyorsak edelim, devam ettikçe biraz yükseliyoruz. Daha önce yaşadıklarımıza tepeden bakmaya başlıyoruz. İçindeyken kocaman görünen şeyler, biraz uzaklaşınca küçülüyor.
İnsan içindeyken göremiyor bazen.
Bir ilişkinin, bir kırgınlığın, bir kaybın tam ortasındayken dünya yalnızca oradan ibaretmiş gibi geliyor. Ama biraz uzaklaşıp karşıdan, hatta tepeden bakınca fark ediyor insan nerede durduğunu, nelerin içinde sıkışıp kaldığını.
Belki de mesele kalbimizi hiç kırdırmamak değildir.
Çünkü yaşadığımız sürece birileri gider, bazı şeyler yarım kalır, bazı cümleler içimizde tamamlanamaz.
Hayat, insanı kırmadan büyütmenin yolunu pek bilmiyor galiba.
Ama her kırılışın ardından fark etmeden başka bir şey gelişiyor içimizde:
Kanatlarımız.
Onları göremiyoruz. Ellerimizle dokunamıyoruz. Hatta en çok düştüğümüz zamanlarda varlıklarından bile şüphe ediyoruz. Oysa tam da o zaman büyüyorlar.
Bir gün dönüp baktığımızda, bir zamanlar içinde kaybolduğumuz şeylerin artık aşağıda kaldığını fark ediyoruz.
“Bunu nasıl yaşamışım?”
“Neden bu kadar üzülmüşüm?”
“Neden görememişim?”
diyoruz.
Çünkü artık aynı yerde değiliz.
Yükselmişiz.
Belki iyileşmek unutmak değildir zaten. Yaşadıklarımızı yok saymak da değildir. Onları yanımıza alıp başka bir yükseklikten bakabilmektir.
Kırık bir kalple de uçulabiliyor demek ki.
Üstelik insan her uçuşunda biraz daha öğreniyor: Nerede duracağını, kimden uzaklaşacağını, neye tutunacağını, neyi bırakacağını…
Hayat bize hiç kırılmayacak bir kalp vaat etmiyor.
Ama belki bize başka bir şey veriyor:
Her düştüğümüzde yeniden açabileceğimiz kanatlar.
Göremesek de oradalar.
O yüzden bir daha kalbiniz kırıldığında yalnızca kırılan yere bakmayın.
Sırtınızı da hatırlayın.
Orada, görünmeyen ama hâlâ sağlam duran kanatlarınız var.
Kim bilir,
Belki de yaşam dediğimiz şey, her seferinde biraz kırılarak, biraz öğrenerek, arada uzun uzun düşünüp sonunda “Amaan!” diyerek ve kanatlarımızı unutmadan biraz daha yükseğe çıkmaktır.