Birine “Kaç yaşındasın?” diye sorduğumuzda aldığımız cevap sadece takvim bilgisidir. Oysa insan takvimden ibaret değildir. Gün gelir kırk yaşındaki biri beş yaşındaki bir çocuk gibi küser; otuz yaşındaki biri lise öğrencisi gibi heyecanlanır; elli yaşındaki biri bir ergen gibi incinir.

İletişim derinleştikçe fark ederiz: Bazı insanlar kimliklerinde yazan yaşı değil, içlerinde donup kalmış yaşı taşırlar. Kimi korktuğu yaşta, kimi en çok yaralandığı yaşta kalmıştır. Ve biz çoğu zaman buna “olgunlaşamamış” der geçeriz.

Ama biraz dürüst olalım. Aynaya dikkatle baktığımızda aynı durumu kendimizde de görmez miyiz? Bazen bir tartışmada çocuklaşır, bazen bir reddedilişte gençliğimizin kırılganlığına geri döneriz. Biyolojik olarak büyürüz; fakat duygusal olarak her parçamız aynı hızda büyümez.

Çocukluk geride bırakılmış bir dönem değildir; kişiliğin temelinin atıldığı, duygusal kayıtların tutulduğu yerdir. İnsan en çok hangi yaşta incindiyse, bazen orada kalır. Beden ilerler, sorumluluklar artar, roller değişir; fakat bazı duygular aynı yerde beklemeye devam eder.

Bir eleştiri karşısında ölçüsüz bir öfke duyuyorsak, belki de konuşan bugünkü biz değildir. Belki yıllar önce susturulmuş bir çocuk sesini yükseltiyordur. Bir terk edilme ihtimalinde paniğe kapılıyorsak, bu sadece bugünün kaybı değildir; geçmişte yarım kalmış bir duygunun yankısıdır.

Psikoloji buna “duygusal yaş” der. Takvim yaşı ile duygusal yaş her zaman paralel ilerlemez. Çünkü duygular zamana göre değil, deneyime göre şekillenir. Travma zamanı dondurur. Yoğun utanç, derin korku, büyük kayıp… İnsan bazen o anın içinde kalır.

Bu yüzden bazıları elli yaşında hâlâ on yaşındaki kadar onay arar. Bazıları kırk yaşında hâlâ on sekizindeki gibi sevilmek ister. Bazıları ise daha çocukken büyümek zorunda kaldığı için yaşından hep daha büyük hisseder.

Belki de mesele yaş almak değildir.

Mesele, içimizde hangi yaşı taşıdığımızı fark edebilmektir.

Gerçekten kaç yaşındayım?

Kimliğimde yazan sayı mı benim yaşım,

yoksa bir eleştiride dağılan çocuk mu?

Bir terk edilişte paniğe kapılan genç mi?

Ya da herkese güçlü görünmeye çalışan yorgun bir yetişkin mi?

İnsan doğduğu günden beri yaş alır.

Ama her yarasında biraz durur.

Büyümek zamanla olur,

olgunlaşmak ise yüzleşmeyle.

Çünkü insanın gerçek yaşı,

en çok tetiklendiği yerde gizlidir.

Ve bazen en büyük cesaret,

“Ben aslında hâlâ oradayım” diyebilmektir.