Şehir, şehrin içinden yönetilmelidir. Özellikle yerel yönetimler söz konusu olduğunda bu bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Burada kastettiğim devlet yönetimi değildir. Devlet; valiler, emniyet müdürleri ve kurum amirleri aracılığıyla hiyerarşik bir düzen içinde, bütüncül bir anlayışla yönetilir. Bu nedenle devlet kadrolarının farklı şehirlerden atanması doğaldır, hatta gereklidir. Sistemin kendi içinde bir mantığı vardır.
Ancak yerel yönetimler için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Belediyecilik; sokağı bilmek, mahalleyi tanımak, o şehrin insanıyla aynı havayı solumak demektir. Bir kenti, o kentte yaşamamış ya da hâlen yaşamayan kişilerle yönetmek son derece zordur. Atanan kişi ilçeyi, köyü, mahalleyi, hatta sokağı öğrenene kadar görev süresi sona erer; şehirle gerçek bir bağ kurulamadan dönem tamamlanır.
Açık Kalem, yerel gündeme dair değerlendirme ve yorum yazılarına yer veren bir köşe alanıdır. Yazılar müstear isimle yayımlanır; içerikte yer alan görüşler yazara aittir ve yorum niteliğindedir. Siz de köşe yazılarınızı 542 211 53 45 numaralı WhatsApp hattımıza gönderebilirsiniz. Köşe yazısını okumak için kaydırmaya devam edin.
Mesele “Manisalı olmak” değildir; yanlış anlaşılmasın. Mesele Manisa’da yaşıyor olmaktır. Bu şehirde oturmayan, çarşısında dolaşmayan, kahvesinde oturmayan; sabah trafiğini, akşam telaşını, günlük hayatın küçük ama belirleyici sorunlarını yaşamayan biri bu şehri ne kadar tanıyabilir? Barbaros Mahallesi’ne giderken yolu ancak tarifle bulabilen bir bürokrat, bu şehrin sorunlarını ne kadar yakından tanıyabilir?
Elbette kişilerin niteliğiyle ilgili bir itirazdan söz etmiyoruz. Dışarıdan gelen biri çok iyi bir mühendis, başarılı bir idareci ya da akademik olarak son derece donanımlı olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak belediyecilik yalnızca teknik bilgi işi değildir. Belediyecilik aynı zamanda şehir hafızası işidir. O kentin geçmişini, sosyolojisini, alışkanlıklarını ve hassasiyetlerini bilmeyi gerektirir.
Dışarıdan gelen bir yönetici hiç mi hizmet edemez? Elbette edebilir. Belediye başkanı gece gündüz sahada olur, sokak sokak, mahalle mahalle gezer; sorunları yerinde görür ve çözülmesini sağlar. Ancak şehirde yaşayan, bu sorunları zaten her gün deneyimleyen kadrolar varsa; onlar başkana daha hızlı, daha doğru ve daha gerçekçi geri bildirimler sunar. Bu refleks, şehrin içinden gelen yöneticilerde doğal olarak daha güçlüdür.
Manisa’da belediye yönetiminde dışarıdan bürokrat getirme süreci, Bülent Kar’ın Kemal Sevinç’i İzmir’den getirmesiyle başlarken; bu tercihi sert biçimde eleştirerek göreve gelen Cengiz Ergün döneminde uygulama yalnızca devam etmemiş, İzmir’le sınırlı kalmayıp Ankara’ya kadar genişleyerek kat ve kat artmıştır. Her yeni dönemde “Artık bu iş biter” denilmiş; ancak süreç hız kesmek yerine farklı biçimlerde sürdürülmüştür.
Peki Manisa bu uygulamadan ne kazandı? Gelen bürokratların önemli bir kısmı geldikleri gibi gitmiştir. Üst düzeyde dışarıdan getirilen isimlerin çoğu uzun soluklu olmamış; şehre kalıcı bir katkı sunup sunmadıkları ise hâlâ tartışma konusu olarak kalmıştır.
Ferdi Zeyrek döneminde görevlendirilen isimler hâlen görevde. Sahadaki performanslarıyla birlikte bu sürecin nasıl sonuçlanacağını zaman içinde göreceğiz. Ancak geçmiş tecrübeler bize şunu açıkça öğretmiştir: Bir şehri en iyi, o şehirde yaşayanlar anlayabilir. Ferdi Zeyrek’ten sonra görevi devralan Besim Başkan’ın aynı ekiple yoluna devam etmesi ise, bu eleştirileri yeniden gündeme taşımaktadır. Temennim, bu dezavantajın zamanında fark edilmesidir.
Aklıma Atatürk’ün o meşhur sözü geliyor: “Geldikleri gibi giderler.” Yerel yönetimlerde kalıcı olan makamlar değil; şehrin hafızasına kazınan hizmetlerdir.
Kısacası; belediyecilik dışarıdan atamayla değil, içeriden sahiplenmeyle güçlenir. Şehri şehrin içinden yönetmek; hem aklın hem de vicdanın gereğidir.