Toplum olarak çok badireler atlattık. Pandemi, deprem ve ekonomik kriz yaşadık… Ekonomik krizin etkilerini hala yaşamaya devam ediyoruz. Bizim yine önümüze bir seçim geldi. Türkiye’yi bırakın dünyada herkes 14 Mayıs’ta yapılacak ‘seçim’e odaklanmış durumda. Herkes bir taraf tutuyor. Peki bu çok konuşulacak seçimde, kim kazanacak?

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Her partiyi destekleyen belli bir kesim var. Biz bunlara kemik kitle diyoruz. Bu kişilerin fikirleri büyük oranda değişmeyecek. Genellikle bu durum anket sonuçlarında ortaya çıkar. E o zaman seçimi kim belirleyecek? Kararsız seçmen dediğimiz gruplar belirleyecek.  Peki kararsız olan bu seçmen neyi ölçüt alacak? Ekonomik unsurları. Ben iyi bir maaş alabilecek miyim? İyi bir refah seviyesine ulaşabilecek miyim?  Şu an ki veriler ne yazık ki olumsuz bir durumu işaret ediyor.

Gelelim seçimi kim kazanır sorusuna… Öncelikle Türkiye’nin ekonomik sıkıntılarını anlayıp onu iyileştireceğini vaat eden parti daha avantajlı konumda olur. Toplumumuz aç.  Enflasyon durmuyor. Aksine her şeyi önüne katarak büyüyor. Soğanın kilosu olmuş 30 TL. İnsanlar soğan ekmek bile yiyemiyor. Asgari ücret enflasyonun karşısında her geçen gün eriyor. Kirada oturan bir asgari ücretli geçinemiyor. Nasıl geçinecek ki? İnsanlar en temel şartlarını bile sağlayamıyor.

2 ay önce on bir ilimiz acı bir afet yaşadı. Şunu kabul edelim deprem ülkesi olduğumuzdan depremler sıkça olacak. İktidara gelmek isteyen ittifakın iyi bir ‘deprem’ politikası olmalı. Hızlı şekilde, yeni bir afet daha yaşamadan bunun tedbirlerinin alınması gerekir. Bu yüzden kazanmak isteyen adayların ‘deprem’ konusunda bilinçli olması lazım.

Bu iki konu çok önemli. Bu konulara eğilen, önem veren siyasetçi kazanır diyorum ben.

14 Mayıs’ta seçim var. Kime desteklerseniz destekleyin, sizinle aynı düşüncede olmayan birisiyle karşı karşıya kalırsanız kalbini kırmayın. Kutuplaştırıcı olmayın.  Seçime kısa bir süre kalmışken ülkemize ve milletimize hayırlı sonuçların çıkması temenniyle yazımı noktalıyorum.