Günlerdir dinmeyen yağmur, bereket mi felaket mi sorusunu beraberinde getirdi.

Manisa son günlerde gökyüzünün tüm yükünü omuzladı.

Günlerdir dinmeyen yağmur, bereket mi felaket mi sorusunu beraberinde getirdi.

Gediz Nehri taştı, ilçelerde su baskınları yaşandı, bazı bölgelerde heyelanlar meydana geldi.

Toprak suya doydu ama şehir zorlandı.

Yağmurun sesi önce huzur verir insana.

Ama bu kez o ses, birçok evde endişeye dönüştü.

Gediz Nehri’nin taşmasıyla birlikte özellikle nehir yatağına yakın bölgelerde alarm verildi.

Bazı tarım arazileri su altında kaldı, yollar geçici olarak ulaşıma kapandı.

İlçelerde ev ve iş yerlerini su bastı.

Gece boyunca ekipler sahadaydı.

Yağmur, toprağa can verir ama kontrolsüz geldiğinde hayatı da durdurur.

Yağışların etkisi yalnızca su baskınlarıyla sınırlı kalmadı.

Yamaç bölgelerde toprak kaymaları yaşandı.

Bazı kırsal mahalle yolları heyelan nedeniyle kapandı.

Vatandaşlar tedirgin, ekipler teyakkuzda.

Bu tablo bize bir gerçeği hatırlatıyor:

Doğa güçlüdür ve biz çoğu zaman hazırlıksızız.

Her yoğun yağışta aynı soruyu soruyoruz:

Altyapı yeterli mi?

Mazgallar taşınca, yollar göle dönünce,

su birikintileri araçları yolda bırakınca

şehir planlaması yeniden tartışılıyor.

Yağmur doğal.

Ama yaşanan sıkıntılar çoğu zaman doğanın değil, ihmallerin sonucu.

Manisa tarım kenti.

Çiftçi için yağmur nimettir.

Barajlar doldu, toprak suya kavuştu.

Ama doz aşınca nimet, külfete dönüşüyor.

Evini su basan için yağmur romantik değildir.

Tarlasını sel götüren için bereket anlamını yitirir.

Manisa yağmura doydu.

Ama bu doyum, bize hem doğanın gücünü hem de hazırlıklı olmanın önemini gösterdi.

Yağmur dinecek.

Sular çekilecek.

Hayat normale dönecek.

Asıl soru şu:

Biz ders çıkaracak mıyız?

Çünkü doğa her zaman kazanır.

Önemli olan, onunla inatlaşmak değil, uyum sağlamayı öğrenmektir.