Edip Cansever “Umutsuzlar Parkı”nda şöyle diyor: "Biliyorsunuz parkların
Sizi çağıran tarafları
İnsanın gizli, karanlık köşeleriyle oranlı
Orada saklanıyor onlar
Çünkü her türlü saklanıyorlar orada
...
En kötüsü, belki de en kötüsü
Bir duygu açlığıyla soluyarak
Parklara yerleşiyorlar, parkların
Onları çağıran köşelerine..."
Şair, parkları yalnız ve içe dönük insanların sığınağı olarak betimliyor. Ama parklar sadece karamsarlık taşımaz; mutluluklara, kahkahalara, paylaşımlara da ev sahipliği yapar. Fatih Parkı da böyle bir yer.
Manisa’nın göz bebeği, uğrak noktası, buluşma alanı.
Burası yaklaşık 570 yıl önce, Fatih Sultan Mehmet’in gençlik yıllarında gezdiği yeşil alanlardan biriydi. Osmanlı döneminde büyük Manisa Sarayı (Saray-ı Amire) içinde yer alıyordu. İsmini de Fatih Sultan Mehmet’ten alıyor.
1989’da “Doğal Sit” olarak kabul edilen Fatih Parkı, 2007’de “Tarihi ve III. Derece Arkeolojik Sit” olarak tescillendi. Bu statü, parkın hem tarihini hem de doğal değerlerini koruma altına alıyor.
Yıllardır Manisalıların buluşma noktası olan park, son dönemde bir hayli sessizleşti. Çocuklar dev kaydıraklarda oynamak yerine AVM’lerdeki oyun alanlarını tercih ediyor. Banklar boş, sevgililer ve dostlar artık kafelerde buluşuyor. Dolmuşlarla köylerden merkeze akın eden gençler, şimdilerde Fatih Parkı'na neredeyse hiç uğramıyor bile. Ama zamanın ruhuna rağmen Fatih Parkı halen bir hatıra, bir nefes alanı, bir yeşil sığınak gibi duruyor.
Belki de önemli olan, parkın sessizleşmesinde değil; onun hala orada var olmasıdır. Tarih, doğa ve hatıralar birleştiğinde, bir park sadece bir alan değil, zamanın saklandığı bir mekan haline gelir.
Şu anda dört yanı sonbahar yapraklarıyla çevrilen park, şu anonim dizeleri fısıldıyor gibi;
"Yaprak dökülür, rüzgar eser,
Her köşe ayrı bir hüzün taşır."
Fatih Parkı, geçmişin izlerini, günümüzün huzurunu ve belki de gelecek nesillerin anılarını bir arada taşıyor. Ve belki de bir gün, eski coşkusu yeniden canlanacak; kahkahalar, koşuşturmacalar ve paylaşımlar tekrar parkın köşelerinde yankılanacak.
AVM'leri tıpkı ibadethane gibi ziyaret etmekten vazgeçtiğimizde, sosyalliği kafelerde değil de doğada bulduğumuzda ve çocuklarımız cihazlardan kopup parkta koşmayı istediğinde; işte o gün Fatih Parkı bizi tüm heybetiyle kucaklayacak.