İnsan hayatı boyunca hep kalmayı öğreniyor. Bir yerde durmayı, birine bağlanmayı, alıştığı düzeni korumayı…

Ama bazen bütün çabalara rağmen bir şeyler değişir.

Bir yer artık eskisi gibi hissettirmez.

Bir ilişki, bir ortam, bir alışkanlık insanı yormaya başlar.

İşte o zaman akla zor bir soru gelir:

Kalmak mı daha büyük cesaret, gitmek mi?

Toplumda gitmek çoğu zaman olumsuz görülür.

“Dayanmalıydın.”

“Biraz daha beklemeliydin.”

“Bırakıp gitmek kolay.”

Oysa bazen gitmek kaçmak değildir.

Bazen insan, kendini kaybetmemek için uzaklaşır.

Çünkü bazı yerlerde kaldıkça büyümez, sadece tükeniriz.

Kimse bir sabah uyanıp durduk yere gitmez.

Gitmek çoğu zaman uzun bir sürecin sonucudur.

Kırgınlıklar birikir.

Söylenmeyen sözler çoğalır.

İnsan defalarca anlatmaya çalışır.

Ama bir noktadan sonra sessizlik başlar.

Ve o sessizlikte verilen karar çoğu zaman çoktan verilmiştir.

Gitmek sadece bavul hazırlamak değildir.

Bazen bir şehirden gidersin.

Bazen eski alışkanlıklarından.

Bazen seni aşağı çeken düşüncelerinden.

İnsan her zaman bir yer değiştirmez.

Bazen sadece kendine geri döner.

Elbette her gitmek doğru değildir.

Bazı şeyler mücadele etmeyi hak eder.

Bazı bağlar emek ister.

Ama sürekli kendinden vazgeçerek kalmanın da bir anlamı yoktur.

Bir yerde var olmakla, bir yerde sıkışıp kalmak arasında büyük fark vardır.

İnsanın en zor yaptığı şeylerden biri alıştığını bırakmaktır.

Çünkü bazen mutsuz olduğumuz şey bile tanıdıktır.

Bilinmeyen bir yol korkutur.

Ama bazen yeni bir başlangıç için eski bir kapıyı kapatmak gerekir.

Bazen gitmek gerekir.

Çünkü bazı yolların devamı yoktur.

Bazı kapılar artık açılmaz.

Bazı hikâyeler güzel başlamış olsa bile güzel bitmeyebilir.

Gitmek her zaman kaybetmek değildir.

Bazen insanın kendine attığı en büyük adımdır.

Ve bazen en doğru yön,

uzaklaşabildiğin yerdedir.