banner72

Kırmızılar ile aramızdaki platonik aşk da dün bir gelişme oldu. Aramıza kara kedi girdi. İki yeşilden sonra beklediğim elektrikli otobüs geldi kullanım yani inmesi binmesi rahat düz ayak, adımını attın mı kaldırım, bir adımda ayağını merdiven çıkar gibi kaldırmadan otobüs.

Artık bu toplu ulaşım aracı bu otobüsleri sıklıkla kullanmaya başladım. Geçenlerde hastaneye gitmek için durakta bekliyoruz uzaktan geldiğini görünce beklediğimiz durakta kaldırımın ucuna geldik duracak diye beklerken geçiverdi. Aaaa diye bir ses bizde “N’oldu ki?” “El kaldırmadık.” “Hoppala.”

Toplu ulaşım araçlarında kullanılan bir diyalog şoförün yönetici olduğu monolog veya mizansen vardır. Haberlerde televizyon ekranlarında zaman zaman memleketim manzaralarını seyrediyoruz. Bu vesile ile diyalog repliklerine ısınmaya başladım. Ne olursa olsun şoföre komutu bildirmek lazım, rutin işi dur kalk yapmaktan bıkmış araç kullanıcısına el kaldırıp “Dur” demek lazım. Eğitim için eğitilmek şart. Bunu öğrenmiş oldum. Şimdi kibarca elimi şöyle belime kadar kaldırıp durduruyorum.

Öğrendiğim ikinci diyalog bugün %100 çevreci lâl kırmızısı elektrikli otobüsün içerisinde oldu. İneceğim durağa yaklaştığımda yerimden kalkıp ineceğim orta kapıya yaklaştım. Otobüs boş sayılır 5-6 kişi, kalkıp kapıda bekleyen bir tek ben varım aynadan da şoför beni görüyor çünkü ben de onu görüyorum. Dur düğmesine duracak diye basmadım. Hayatımda hiç kimseye yap et dur kalk diye komut veya emir kipi kullanmadım. Böyle bir alışkanlığım var küçümseyici aşağılayıcı emir kiplerini kullanmam. “Dur” ineceğim düğmesine basmadım. Basmadım ama ineceğimi gözüne soktum. Şoför komut almadığı için durağı geçerken düğmeye bastım. “Dayı düğmeye önceden bassana.” “Duracaksın diye bekliyordum, durmayınca düğmeye bastım.” Fazlada uzatmadım. Kapı açıldı arkamdan söyleniyordu ama ben de iniyordum anlayamadım.

İkinci bir diyalogu da öğrendim. Otobüs dolu olduğunda ayaktaki yolculardan kimin ineceğini göremez diyerek düğmeye basmayı anlarım da, yolcunun ineceğini gördüğün zamanlarda da düğmeye basacaksınız demek ki. Aslında usta maymun kırbaç istemez derler ama şoför dur, kalk, devam et, gibi komutları bekliyor. Onlarında değişime ayak uydurması gerekli.

Elektrikli otobüsler, modern, çağdaş, karbon salınımsız, çevreci, konforlu bir araç, değişime uygun, ben de değişime ayak uydurmak için kullanmaya çalışıyorum. Ayrıca bu araçları kullanan şoförlere eğitim de veriliyor ama, aracı nasıl kullanacağının eğitiminin yanında: Eski köy otobüsü değil bunlar, dolmuş hiç değil, değnekçiler nasıl kalktıysa o devirlerdeki racon ayakları da kalkmalı. “Konuşmalarınıza hitaplarınıza…” deyip bunun da eğitimi verilmeli.

Sanki değişim trafikte başlamalı neden derseniz her türlü olay; kavga, kaza, bela, küfürleşme, sertleşme, hakaret, levye golf sopası muhabbetleri, saygısızlık, burada yapılıyor.

Manisa Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Master Planı yaptı. Tabii bu planda yoktur ama olmalıydı! Kırmızı ışıkta araçlar duruyor da yayalar durmuyor. Bilhassa Manolya Meydanı’ndaki ışıklarda Manisa Merkezi’nde her yerde. Caddenin ortasına öyle böyle geliyor bir kişi de değil bir grup. Sürü demek yerinde olur. Yolun ortasında kafalar sağa sola dönük fırsat kolluyor sürücülerden biri sallanıyorsa hemen önüne atlıyorlar. Kaldırımdan yolun ortası sekiz adım 50 metrelik bulvar mı geçiyorsunuz mübarekler. Yolun ortasına kelle koltukta gelince sekiz adım önde nereye gidiyorsun? Dilim varmıyor.

Bir karmaşa, keşmekeş, kırmızı kime, yeşil kime, haklıymış gibi, afra tafralar. Bu düpedüz saygısızlık. Köyden indim şehire, eltimgillere gidiyorum muhabbetleri.

Yayaya öncelik, sokak arasından çıkan araçlara ana yolda seyrederken yol vermek, yolun sağından park ettiği yerden çıkacak sinyal vermiş hafif burnunu çıkarmış arkadan gelen burnunu sokuyor çıkmasın da geçeyim hezeyanları. Hem yayaya saygı, hem araç sürenlere saygı göstermeye alışmalıyız. Daha dün haberlerde araç sürücüsü aracından inip yayayı hastanelik etti. Bu ne öfke böyle? Yolun ortasında dur, trafiği kilitle, yayayı yakala, döv, hastaneye gidecek kadar hem de.

Tabii trafikte başlayalım derken bir şeyi daha başlatmak gerek:

Olay yaratan sürücüleri ifadelerini almak için karakola, savcıya, götür ve salıver. Olmadı işte. “Kırk katır mı, kırk satır mı?” Demek lazım. Olayı yapanın yanında kâr kalmamalı. Olayı yaratmadan önce yaratacak olan düşünmeli “Şimdi git karakola, oradan savcıya, nezarete, mahkemeye çıkacağım diye günlerce bekle, sonra bi tomarda para cezası, vazgeç kardeşim” Demeli kendi kendine. Bu iş ancak böyle düzelir. Değişim bu şekilde terbiye edilmekle başlar.

Değişimin başlıca unsuru insanların birbirlerine saygı duyması, saygı göstermesi.

Saygı=Terbiye. Kesmiyor. Saygı=Ceza Bu kesiyor.

Ekonomik sıkıntı, kriz;

Tam zamanı.

Devlete para lazım.

Vatandaşta para yok.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol