Manisa Merkez’de bir dönem düğünler yalnızca evlilik töreni değil, başlı başına günler süren bir kültür şöleniydi. Sosyal ve ekonomik duruma göre değişiklik gösterse de bugün büyük bölümü kaybolmaya yüz tutan bu gelenekler dikkat çekiyor.

Her şey görücüyle başlardı

Eski Manisa’da evlilik süreci erkek tarafının kız evine görücü göndermesiyle başlardı. Kız görücüler tarafından beğenildiğinde birkaç gün sonra erkeğin yakınları yeniden kız istemeye giderdi. Kız evi hemen cevap vermez, düşünmek için süre isterdi.

Evlilik uygun görülürse kızın babası ya da evin büyüğü, erkek tarafı tekrar geldiğinde süslü bohça veya şase içinde kravat, çorap gibi hediyelerle birlikte “söz mendili” verirdi. Bu mendil sözün kesildiği anlamına gelirdi.

Mendil verildikten sonra oğlan evine “söz şerbeti” ikram edilir, ardından nişan tarihi belirlenirdi.

Nişan selesi hazırlanır, günlerce sergilenirdi

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerine göre Nişan öncesinde damat tarafının aldığı hediyeler “nişan selesi” adı verilen süslenmiş selelere konulup kız evine gönderilirdi. Bu seleler hemen kaldırılmaz, tebrike gelen misafirlerin görmesi için bir süre sergilenirdi.

Belirlenen nişan gününde erkek tarafı akraba ve yakınlarıyla kız evine gider, eğlence eşliğinde nişan yüzükleri takılırdı.

Bayramda damada hediye, geline süslü koç

Nişanlılık dönemine denk gelen dini bayramlarda iki aile arasında karşılıklı hediyeler verilirdi.

Kız evi damada giysiler alırken oğlan evi geline hediyeler gönderirdi.

Kurban Bayramı’nda ise kız evine yollanan hediyelere süslenmiş bir koç eklenmesi eski Manisa’nın dikkat çeken geleneklerinden biriydi.

Düğünler üç gün üç gece sürerdi

Eskiden düğünler ya çarşamba-perşembe-cuma ya da cuma-cumartesi-pazar olmak üzere üç gün sürerdi.

Düğünden önce oğlan evi çeyizi almak için araba gönderirdi. Ancak kızın kardeşleri ya da arkadaşları çeyiz sandıklarının üstüne oturur, bahşiş almadan kalkmazdı.

Çeyiz damadın evine taşındıktan sonra serilir, kadınlar evi ziyaret edip çeyizi incelerdi. Bu geleneğe “çeyiz bakma” denirdi.

Gelin hamamı ve kına gecesi olmazsa olmazdı

Düğünden önce gelin hamamı yapılır, düğünden bir gece önce ise kına gecesi düzenlenirdi. Kadınlar kendi aralarında eğlenir, gelinin ellerine kına yakılırdı.

Gelinin beline kuşak bağlanırdı

Düğün günü oğlan evi gelini almaya geldiğinde, baba kızının beline maddi durumuna göre altın, gümüş ya da kırmızı kurdeleden kuşak bağlardı.

Ardından gelin atla ya da otomobille, geze geze damat evine götürülürdü.

Başına buğday, şeker, para saçılırdı

Gelin damat evine geldiğinde içeri girerken başına buğday, leblebi, şeker ve para serpilirdi. Bunlar bereket getirsin diye toplanıp saklanırdı.

Gelin eve girdikten sonra yüzü kapalı şekilde oturur, akşam yemeğinden önce damat gelinin duvağını açar ve “yüz görümlüğü” adı verilen takıyı takardı.

Damat mumlarla eve getirilirdi

Yemekten sonra damat arkadaşlarıyla birlikte yatsı namazına camiye giderdi. Namaz dönüşünde ellerinde yanan mumlarla eve kadar eşlik edilirdi.

Eski bir gelenek olarak damat eve bırakılırken arkadaşları tarafından sırtı yumruklanarak içeri sokulurdu.

Bugün salon düğünleriyle büyük ölçüde unutulan bu adetler, Manisa’nın kültürel hafızasında yaşamaya devam ediyor. Söz mendilinden süslü koça, çeyiz bakmadan mumlu damat alayına kadar bu ritüeller, kentin en renkli gelenekleri arasında gösteriliyor.

Muhabir: ÖZKAN ÇELİK